30 Ekim 2014 Perşembe

Çay Falına Farklı Bir Bakış - Dostlarla Bir Arada


Günlerden bir gün yine biz kıza kıza Taksim'deyken alışıla gelmiş tatları yeni marka yeni deneyimler şeklinde keyfini çıkarmaya karar verdik.

Her Taksim buluşmasında Beyoğlu Çikolatacısı hani şu İstiklalde sol köşede olan dükkandan alırdık. Bu sefer fiyatlar pahalanmış gramaj da düşmüştü isyannn dedik ve yol BOLÇİ de kesişti. Vitrinde aromalı beyaz çikolata sunumlarının da etkisi oldu kabul :)

Denemeler, küçük alışverişler derken noktayı koyduk Bundan sonra çikolatalar BOLÇİ'den alınacak!

Haydi Kore yemeği yiyelim dedik, yedik, içtik, sohbet ettik derken derin mevzulara dalış yaptık. Bir de çay içelim istedik. Tesadüf bu ya işte! Taze demlenmiş çay yok dediler olsun poşet de makbul dedik. Çayımız demlirken sohbetin derinliğinde akıldaki çelişkilere odalanmıştık. Bir çay poşedi bizlerin yüreklerine huzur verdi, bir iki kelime çelişkileri çözdü, akıl sakinledi.

Lipton çay falımız arayışın cevapları oldu.

Kütüphanemden Kitap Manzaraları: Kalbini Dinle
Pudra Tozu: Tam İsabet
Kitap Tutkusu: Neden Olmasın

Eee daha ne olsun kabul ettik gitti :)

Çayın demi kalbinizin coşkusu olsun, sevgiler...

TARİH84

29 Ekim 2014 Çarşamba

Her Şeyin Başı SAĞLIK - Havalara Dikkat


Bu aralar her fırsatta sağlıklı ürünler tüketmeye çalışıyorum. İnsan yoğun saatler çalışınca güçten düşüyor. Bu çılgın şehirde, deli tempoda ayakta kalmak için önce içten başlamalıyız savaş baltalarını donanmaya. Savaş zor, yaşam mücadelesi yanlış hamleyi affetmez.

Hasta olmamak, güçten düşmemek adına mutlaka aldığım önlemler olur. Çaya limon dilimi eklemek. Yemeklere acı baharat serpmek, meyve tüketmek, hava değişimlerine göre yanımda yedek koruyucu giysi bulundurmak... Ne olursa olsun hastalık geldi mi gelir ama kolay kolay gitmez.

Aklınıza geldiği her an, köşe başı, çarşı ortası uğrayın bir taze meyve suyu servis eden büfeye enerjinizi destekleyip yola devam edin.

Yeni favorim elma & havuç & portakal :)

Hayat her an güzellikleri sizinle buluştursun, sevgiler...

TARİH84

28 Ekim 2014 Salı

Sonbahar Hüznü Var Sebastian O hüzün Çöreklendi Mi Yüreğe Gitmiyor Be Sebastian Diyesim Geldi :)


Ahh be Sebastian SONBAHAR HÜZNÜ diye bir şey de varmış be Sebastian...

Sebastian geyiğinin nereden geldiğini bilmiyorum ama bir sonbahar hüznü meselesi var hani. Çöreklendi mi yüreğe gitmiyor, ağırlığını hissettiriyor.


Güne umut dolu uyanmışım, iş görüşmelerimi yapmış arada bir dosta uğrayıp çayını içmişim. Saat tam ikindi vakti işe geçsem de yetişemem diyerek bir teleferik macerası, teleferiğin  üstüne de dostum canım arkadaşım Kaan ile Kore Restoranına geçmişim misss değil mi ama değil işte :(


Yapraklar dökülmüş etraf yarı nem kokmakta, etraf turist kaynıyor, sanki şehri tersten seyretmek gibi. Kendi toprağına el olmak, kendi ülkenin bilmediğin manzaralarında düşüncelere dalmak... kulağına çalınan onlarca yabancı dil onlarca farklı sima...

Yakıyor yakalıyor ve bırakmıyor şu hüzün dedikleri meret offf

İyiyim, sağlıklıyım çok şükür. Kazanıyorum, harcıyorum, giyiyorum, okuyorum daha ne? Yok canım çok şükür. Bir telefon uzağımda dostlarım. Şehir şehir arkadaşlarım... Bir telefon uzağımda ailem...

Bir dönem esintisi diyelim bu saçma isimsiz halleri geldiği gibi geçmesi dileğiyle..

Umut dolu, aşk dolu yarınlar diliyorum...

Tarih84

23 Ekim 2014 Perşembe

Milyonluk Günahkar Düet "Nefes Kesici ve SEKSİ"


Okuyan Kızlar Kulübü blog tur konuğu C. L. Paker okuma etkinliğiyle yeniden bizlerle :) Türün örneklerinden sıyrılan , özgünlüğüyle yürekleri hop ettiren bir serinin sonuna geldik.

Önce Milyonluk Kirli Sır'ları çözdük şimdi sıra Milyonluk Günahkar Düet'e eşlik etmekte.

Milyonluk Kirli Sır: İki gencin hayatla kendilerince mücadelesinde kirli oyunların ardındaki masumiyete olan açlıklarının hikayesi bir kurgu bizlerle. Laine annesinin gözünün önünde eriyip gitmesine dayanamaz. Sınırda kalmıştır, başka bir seçeneği olmadığı için bile bile kendini para karşılığı satmıştır. Noah ise kalbi yaralı ve kimsesizdir. Anne ve babasının ölümü onu dayanaksız bırakırken bir de nişanlısından darbe yemesiyle sevgiye dair tüm hisleri söküp atmış yarı donuk, net, ne istediğini bilen bir adama dönüşmüştür.

Kısa bir zamanda derin bir aşkın girdabında debelenen ikili yol ayrımına gelmiştir. Noah seven ama terk eden, Laine sözcükleri dillendiremeyip yüreği parçalanan ve arda kalan olmuştur.

İşteeee hikayenin ikinci perdesinin açılış vakti Milyonluk Günahkar Düet kitabıyla olacaktır. :)

Milyonluk Günahkar Düet: Laine bu hayatta ender yakalanan gerçek aşka inanır. Bu aşkın uğrunda gururunu bir kenara bırakıp Noah'ın peşine düşeceği an annesinin ameliyata alındığını öğrenir. Yıkılan Laine ailesinin yanına gider. Verdiği kararın pişmanlığında yanan Noah haberi alınca Laine yanına koşar. Kavuşma, ağlaşma derken rayında olmayan her şey daha da deli saçmasına dönmüş hale gelir. Aşacak tonla sorun varken bir de azılı düşmanlarla savaş devam etmektedir. Noah'ın baş düşmanı Lotus şirketini ele geçirme oyunlarına bataklıktaki bağlantılarını harekete geçirerek devam etmeye çalışır. 

Veee ucu Laine & Noah çiftine dayanır, yoksa sırlar ortaya mı çıkacaktır?

Bir aşk hikayesi bir ticari pazarlık mıdır?

Bu kitap tam bir entrika, polisiye, ölüm kalım mücadelesi desek yeri.

İki kitaplık bir seri, bir filmin iki yarısı, tek kelimeyle HARİKA!

Noah'ın muzip ve arsız gerçekçi yanına karşı Laine'in dik kafalı şaşkın masum hali süper :)

Yetişkin dünyasının satırlarında ateşli bir gezintiye çıkmak isteyen tüm okurları bu seriye bekleriz.

Okuyan Kızlar Kulübü sayfasındaki çekilişe bekleriz TIKTIK


Desteklerinden dolayı NOVELLA YAYINLARI'na teşekkür ederiz :)

Milyonluk Kirli Sır Yorumlarımız İçin:

Kitap Tutkusu: TIKTIK


Kütüphanemden Kitap Manzaraları: TIKTIK

Milyonluk Günahkar Düet Yorumlarımız İçin:

Kitap Tutkusu: TIKTIK

Kütüphanemden Kitap Manzaraları: TIKTIK

19 Ekim 2014 Pazar

Pembe ve Yusuf - Yürek Sızlatan Yazar Canan Tan'ın Kaleminden


Pembe ve Yusuf iki masum genç. Hayatlarına törenin gölgesi düşünceye kadar hayatın ışıldadığı yürekler... Acı, kan, emirler ve sevgi...

Canan Tan kalemiyle okurun yüreğini sızlatan, gönüllere acı tatlı hikayeleriyle taht kurmuş bir isim. Yusuf karakteri yıllardır merak edilmiş, ne olacak bu Yusuf denilmiş. Issız Erkekler Korosu kitabının çamurla kaplı botları, düşük omuzları, hüzünlü gözleriyle bilinen Anadolu delikanlısı. İşte o Yusuf ve daha pek çok Yusuf'un hikayesi sizlerle...

CANAN TAN röportajına bir göz atmanızı, kitaba dair daha derin bilgi edinmenizi öneririm TIKTIK


Pembe ve Yusuf - Canan Tan

Üç kuşağın değişmeyen yazgısının anlatıldığı bir hikaye var elimizde. Bu hikayede şehir isimleri yok, belirgin kültürel motifler de. Ülkemizin her yerinde yaşanan acıların bir gösterimi adeta. Uzun soluklu bir dizi, bitmeyen bir ülke panoroması :(

Kitap Keder karakterinin doğumuyla açılış yapar. Masum bir bebek dedesinin öldüğü gün dünyaya gelir. Üçüncü kez kız bebek doğuran anası da, kız olduğu için Keder de lanetlenir.
Baskıcı bir baba elinde gözlerinin içi gülen akıllı ama sindirilmiş kız Keder bir gün görücü usulü apar topar evlendirilir. 14 yaşında gelin olan Keder gerdek gecesinde şiddetle tanışır. 
Küçümen gelin diye kılıf geçirilen küçük gelin Keder diğer tüm küçük gelinlerin gerçeğini bizlere haykırır. Bu kadar yeter mi yetmezzzzz

Keder gelin olmuştur ama kadın olamamıştır. Erkek evlatları sıra sıra doğurduğu halde eşine yaranamaz. Oğullarının kölesi, cariyesidir ama anası değildir!

Büyük şehri tadan eş İstanbul hayalleri kurmaktadır, nice göçün ilk filizlenişi gibi. İstanbul'un en çok göç alan semti Fatih'e yerleşilir. Bir göç hikayesi zamanla diğer göç hikayelerinin de anlatılmasına vesile olur. Keder yeni eve yeni çocuk isteğiyle Pembe ve Yusuf'u dünyaya getirir. Diğer kardeşleriyle yaş farkı olan bu iki genç babalarının gölgesinden uzak temiz yürekler olarak yetişir. Ablasıyla et ve tırnak olan Yusuf gün gelecek de elini kana mı bulayacaktır?

Her karaktere ayrı bir roman yazılacak kadar derin bir çalışmayla Pembe ve Yusuf büyük şehre göçün, törelerin ve erkeklerin dünyasının bir aynası adeta.

Canan Tan yine harika!

NOT: Kitap adı aslında Kız Kısırı olarak düşünülmüş. Art arda kız doğum yapan kadın kusurlu sayılırmış. Kız kısırı oldu denilerek üzerine kuma getirilirmiş. Keder'in de doğum hikayesine atfen düşünülen bir isimmiş.

Kumalık, töre, büyük şehrin büyüsü, erkeklerin dünyası, ezenlerle ezilenlerin yaşam dansı gibi pek çok konu işlenmiş. 

Ben gerçekten de sevdim.


18 Ekim 2014 Cumartesi

Canan Tan İle Pembe ve Yusuf Üzerine Keyifli Bir Röportaj Yaptık


Okuyan Kızlar Kulübü blog tur konuğumuz Canan Tan ile nisan ayında tanıştım. Canan Tan bildiğim, saygı duyduğum bir yazarken HASRET kitabıyla bende efsaneleşti. Hala da derim gidin ve HASRET kitabını alın, okuyun! Nisan ayında Canan Hanımdan bir söz aldım. Yeni kitabına dair de birkaç tüyo kaptım :) Merakla çıkacağı günü bekledim.

Okuyan Kızlar Kulübü arkadaşlarım da onaylayınca bize tur gününü beklemek kaldı :)

Ahhh bir de Canan Tan'la sohbet ayrıcalığına erişeceğim günün geri sayım işkencesi.

Hem röportaj hem sohbet şeklinde ilerleyen saatleri sizlere anlatmaya başlamalı.


Canan Hanım kariyerli, hayata sağlam adımlar atarak ilerleyen birisi. Bir kadın, bir hekim, bir yazar ve bir ANNE. Bir evin bir kızı, kıymetlisi. Ailesine sorun çıkarmayan akıllı uslu derler ya işte öyle birisi. Tek çocuk olmanın yalnızlığını çok okuyarak gidermeye çalışmış bir edebiyat aşığı. İçinde tutamadığı hikâyeleri bir yerlere not alarak büyümüş başarılı bir öğrenci. Yıllar geçiyor seçimlerle hayat çakışıyor. Bazen kazanan çevre oluyor ve meslek seçiliyor. Edebiyata gönül veren yazar doktorluğa adım atıyor. Erken yaşta evleniyor ve Diyarbakır’a gelin gidiyor.

‘’Ben yaşadıklarımı karakterlerime emanet veririm’’

Diyarbakır gözlemleri, araştırmacı kişiliği yıllar sonra PİRAYE kitabını yazdırıyor. Ve bir efsane doğuyor. Onca ödül almış hikâye, öykü, mizah bir yana CANA TAN ismi yürekleri dağlayan romanlarla anılmaya başlıyor.

Canan Tan her kitabında bir konuyu ele alıyor. Toplumsal yaraları iyi bir kurguyla bizlere sunarak farkındalık yaratmaya çalışıyor. Sıkmadan, acıtasyona boğmadan, öğüt vermeden! Yalın bir dille bakmayı değil görmeyi öğreterek ilerliyor.

Eroin bağımlılığı, organ nakli, töre, mübadele… kitaplarının başlıca konuları.

 *Canan Tan roman yazmaya nasıl karar verir?

Gazetede okuduğu ya da televizyonda izlediği bir haberden etkileniyor. Gördüğü bir rüya, gözlemlediği bir hayat hikâyesi… Üzerine düşünmeye çalışıyor, olayı yaşayan kişi ve olayı yaşayan kişilerin çevresindeki kişilerin olaydan etkilenişleri… Her yönüyle neler hissedilir, nasıl bir davranış gösterilir tahlili yapıyor. Ve konu Canan Hanımı etkilemişse üzerinde düşüncelerini yoğunlaştırarak  kararını veriyor.

*Roman tema konusu belirlendiğinde (töre, mübadele…) olay örgüsü nasıl kuruluyor?

Örneğin organ nakli konusu belli oldu. Organ nakli yasal süreci, duygusal yansımaları, karar aşaması ve psikoloji… Nakil işlemine karar veren aile mi ölen kişi mi? Her iki açıdan yasal ve psikolojik süreçlerin bilgilerinin araştırılması, çevresindeki bakışlar… Anne gözünden, doktor gözünden, sevgili gözünden… Derin bir araştırma süreci başlıyor.

*Romanın çıkış konusu belli olduktan ne kadar süre sonra olay örgüsü ve karakterler belirleniyor.

Bu değişen bir konu. Kitaplarda en az 1 yıl ön araştırma yapmakta, araştırma sonrası yazım süreci için de bir 6 ay daha geçmekte. Her kitap kendi zaman dilimini yaratıyor. Bazen de HASRET gibi gerçek bir olaydan çıkarak kurgu yaratılıyor. Örneğin Hasret kitabı 7 yıllık derin bir araştırmanın sonucunda yazılıyor.

*Canan Tan romanları gerçek duyguların aktarımı gibidir. Okur gülerken de ağlarken de satırlarla samimi bir iletişim içinde romanda ilerler. Roman yazım öncesi ve sonrasında gerçekçi bir yazım için neler yaparsınız?

Yazım öncesi mekanları mutlaka gezerim. Hasret için Keskin’den Selanik’e kadar yolculuk yaptım, gidiş güzergâhını inceledim. Pembe ve Yusuf için semtleri gezdim, Fatih’i araştırdım, kadın pazarını gezdim. Çocuk kitaplarımda çocukların gözünden dünyayı algılayabilmek için uzay kampında kaldım…

Yazım sürecinde kendi hislerime güvenirim. Karakterlerim bir tiyatro sahnesinde bana oyunlarını oynar. Ben de izlediklerimi hisseder sahne sahne yazarım. Ağlarım, gülerim, kahkaha atarım. Eğer muzip bir sahnede yazarken gülemiyorsam o bölüm olmamış demektir. Sil baştan yazabilirim.

*Bir yazar olarak kitap yazım aşamasında ve genel olarak kitaplarınızı kurgularken olmazsa olmazlarınız nedir?

Her yerde yazabilirim. Ama yazım sürecinde sessizliği tercih ederim. Gece gündüz fark etmez, her gün mutlaka yazmaya çalışırım. Bazen gece aklıma bir cümle gelir tekrarlarım ve sabah uyandığımda unuturum. Kahrolmamak ve acaba o cümle neydi diye düşünmemek için artık baş ucumda kağıt kalem tutuyorum. Seyahat ederken yaratıcı fikirler beni sarıp sarmalar, birbirinden bağımsız hikâyeler de olsa not alırım.

*Kitaplarınızın olmazsa olmaz detayları nelerdir?

Kitaplarımda mutlaka yemek tarifleri vardır. Ama kolay karşılaşılan bilindik tarifler değil. Karakterin köklerini yansıtan bir seçim yapar, merakı tetikler ilgiyi çekerim. Böylece farkında olmadan okur bir yöreye ait bir kültürün parçasını benimser.

(Bir çeşit ülke insanını ülke insanına tanıtmak gibi, sevdim bu tekniği :) )

*Aşk kitaplarının yazarı, genelde aşk yazan bir kişi cümleleri size ne ifade ediyor?

Aşkı yazmaktan onur duyuyorum. Kitaplarımın ana konusu her seferinde farklıdır. Töre, organ nakli, mübadele…  Genel bir tanımlama aşk romanları demek ne kadar doğru bilemiyorum.

*Devir değişiyor ama edebi çevrelerin algısı değişmiyor. Güncel roman türlerine bakışınız nasıl? Çoğu yazar bir küçümseme içerisinde, örneğin vampir kitaplarına :)

Kitap okumak güzeldir, okur neyi ne için okumak istiyorsa okumalı. Küçümsemek benim yapımda yoktur. Edebiyat aslında insanı insana anlatmaktır, duygular nasıl değişmiyorsa edebiyat da değişmez. Edebi eserler yeni karakter ve kurgularla aynı duyguları anlatmaya devam edecektir. Tabi eğilimler değişmektedir. Gençler önce aşkı insandan öğrensin, insan karakterin aşkını okusun sonra vampirlerin aşkı nasıl yaşadığını öğrenmek istiyorsa varsın onu da okusun. :) Okumak güzeldir…





*Kitaplarınızı yazarken ve teslim ederken neler yaparsınız?

Kitap yazım sürecim sancılıdır. Yazım sürecinde her gün başında olurum. Bir iki günlük seyahat beni kurgudan koparır ve sil baştan yazdığım yere kadar okur öyle başına otururum. Her gün kağıt kalem kullanarak yazarım en az 3 kez bunu yeniden temize geçerim. Yazdıklarımı kimseye emanet edeme çünkü her temize geçiş aşamasında bir şeyler ekler çıkarırım. Teslim ettiğim roman için dizgi ve son okuma dışında bir eksik olmayacak şekilde emek veririm.

*Yazımlarınızda kaçındıklarınız nelerdir?

Didaktik olmak istemem. Ders vermek değildir amacım, kendilerinden bir şey bulsun okur isterim. Kendi hayatlarına dair kendi iç muhasebelerini yapsın isterim.
Uzun ağdalı cümlelerden hoşlanmam. Okur yalın bir anlatımda derinliği bulsun isterim. İyi edebiyat ağdalı, anlaşılmaz bir dil değildir.

*Canan Tan kibar, uyumlu, insanları kırmaktan çekinen, iyi bir kişi olarak biliniyor. Bu acımasız, hırpani çevrede kendinizi korumak adına neler yapmaktasınız?

Yarışmak, kıskanmak, atışmak bana göre değildir. Kendimi seviyorum ve bu tarz eylemlerle kendimi yıpratmak istemiyorum. Bir tercih meselesi, iyiyi görmeye çalışmak, güzeli takdir etmeyi bilmek en sağlıklısıdır.

*Pembe ve Yusuf kitabınızdan bahsedelim. Ana baskın konu nedir? Karakterlerin çıkış hikayeleri var mıdır? Ve yazarken etkilendiğiniz özel bir durum var mı?

Pembe ve Yusuf kırsal kesimden büyük şehre göçün hikâyesidir. Bunun yanında bir töre hikâyesidir. Pek çok konu harmanlanmıştır.
Ezenler ve ezilenler, ezenlerin ego savaşı yanında ezilenlerin kadercilik yapısı. Çocuk gelin kavramı. Alınan kararların insanların yaşamına yansımaları. Küçük şehrin töre algısından büyük şehrin cinayet algısına değişim.

El gün ne der? Namus, gelenekleri erkek-kadın yerleri ve kuma kavramı…

(Daha detaylı anlatım Pembe ve Yusuf kitap yorumumda saklı :) )

Kitapta belirli bir şehir ismi yok, hangi yöredeydiler nereden göç ettiler bilinmiyor çünkü pek çok göçün ortak sorunlarına değinildi. Çocuk gelin çıkış hikayesi Canan Hanım’ın eşinin ailesinden gerçek bir hikayeden yola çıkılarak kurgulanır. Bir çocuk gelinin yaşadıkları…

*Kitap yazım aşaması biter teslim edilir peki ya sonra? Teslimiyetçi mi yoksa her aşamada paylaşımcı mısınız?

Kitabın düzenlenişi ve kapak konusunda fikirlerimi paylaşırım. Kapak konusunda içime sininceye kadar beklerim.

*Pembe ve Yusuf kadın cinayetlerinin yasalar önünde normalleştiği, ensest, çocuk gelin suçlarının olağan sayıldığı bir dönemde çıktı. Tesadüf mü?

Romanı yazmaya yaklaşık 2 yıl önce karar verdim. Çıkış tarihi bir tesadüf belki de kader. Bazen bazı dönemlerde bazı işler olması gerekir. Farkındalık açısından doğru bir zaman diye düşünüyorum.

*Yusuf karakteri merak ediliyordu, Yalnız Erkekler Korosu karakterlerinden biriydi. Bu kitapla Yusuf’un öncesini ve bu günü gözlemledik. Sizce Yusuf’un ya sonrasını okur görebildi mi?

Bu çokça soruluyor bence Yusuf Yedekçi Yusuf olarak yoluna devam etti. Okur kitabı bitirdiğinde kendi ya sonrasını kurgulayacak diye düşünmekteyim. Yusuf’u özgür kılacak yüreklerde…

Kırmayıp vakit ayırdığı için Canan Hanıma çok teşekkür ederim. Hem röportajın devamı hem de kitabın detaylı yorum yazımda devam edecektir... Sevgiler...


17 Ekim 2014 Cuma

Okuyan Kızlar Kulübü 40. Blog Tur: Pembe ve Yusuf - Canan Tan / Tanıtım - Çekiliş




OKK 40. Blog Tur: Pembe ve Yusuf - Canan Tan 


Herkese merhaba!!

OKK’nin 40. blog turunun konuğu Doğan Kitap’dan çıkan, Canan Tan’ın yazmış olduğu Pembe ve Yusuf romanı! 

Kitabımızı tanıyalım


Ne benim sözüm geçer bu iklimde Ne de senin Böyle gelmiş böyle gider Son söz TÖRE'nin!


Birbirlerine delicesine düşkün iki kardeşin,
Pembe ile Yusuf'un sızılı ve çarpıcı öyküsü.
Ezenler ve ezilenlerin amansız savaşımı.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın değişmez kaderi...

Törenin kara gölgesi renklerin üzerine çökerken, içlerinde en gariban gördüğü "pembe"ye vermişti önceliği. Soluğu kesildi "pembe"nin, beti benzi attı. Güzelim rengini yitiriverdi. Varlığını sürdürmekle yok olmak arasındaki ince çizgide asılı kaldı. Tıpkı yaşamın içindeki gerçek PEMBE'ler gibi...





Tur Takvimimiz

17.102014
Duyuru – Takvim – Çekiliş

18.10.2014
Pudra Tozu – Canan Tan ile Röportaj
Kitap Tutkusu – Pembe ve Yusuf’dan Şarkılar
Kütüphanemden Kitap Manzaraları – Ön okuma
Fighting!! – Bir Okurun Gözünden Canan Tan ve Kitapları

19.09.2014
Yorum
Pudra Tozu
Kitap Tutkusu
Fighting!!

Çekilişe Katılmak İçin TIKTIK

Doğan Kitap'a katkılarından ötürü teşekkür ederiz...