21 Şubat 2015 Cumartesi

İkinci Kadın Olmak - Deniz Feneri Koyu



Kır Çiçeği Tepesi kitabıyla gönlümde taht kuran, acı tatlı satırların üstadı yazar Kimberley Freeman bu sefer karşımıza Deniz Feneri Koyu ile çıkıyor. Kitabın ilk sayfasından esiri oldum yine! Bu sefer ikinci kadın olmayı vurgulamak istedi yazar. Aşk neydi, aşk için neler yapılabilirdi... aşk sadece yasal zeminde mi haktı? Ahhh nice soru, iç acıtıcı bir kurgu, merak uyandıran sırlar, geçmiş gelecek derken kitap akıp gidiyor doğrusu. İKİNCİ KADIN OLMAK ne demek, ikinci kadının en belirgin özelliklerini biraz yazıp çizelim isterim. Bu konuda film, dizi, roman ve gerçek hayattan izlenimlerle yazacağım tabi.


İkinci kadın aşkı uğruna isteklerinden vazgeçen kadındır. Aşk diyorum yoksa iş maddi ise onun adı metrestir! İkinci kadın aşka düşmüş, başkasına ait bir adamın çalıntı zamanlarını bekleyen kadındır. Çalıntı kısacık zaman için hayatının diğer tüm zamanlarını feda edebilecek kadar güçlü kadındır. Bu kadının güçsüz tek yanı aşkla bağlandığı adamı kaybetme korkusudur. Kaybetmemek için mücadele ederken hayatı teğet geçiren kişidir. Acı çeken, görmezden gelinen, kıymetli olduğu söylenip-hissettirilen ilk olayda vazgeçilecek kadar değeri yok sayılan kişidir.

İkinci kadının sevdiği adam genelde evlidir. Mutlaka kız erkekten daha gençtir. Erkeğine ilk görüşte aşkla tutulur. Sonrasında acı gerçeği öğrenir. Vazgeçmeye çalışır çok acı çeker. Erkek yuvarlak sözlerle umut verir ve kız bir ömür terk edilene kadar bu çileyi çekecektir.

Ne kadar acınası değil mi? Evet bunun adı acıya bağımlılık kazanmak belki de! :(




Deniz Feneri Koyu'nda Libby aşka düşer henüz 28 yaşında bambaşka bir ülkede hayat mücadelesi veren bir kızdır. Çekici, fit, seksi, OLGUN bir adama ilk görüşte aşkla bağlanır. Babasının yokluğu mu? Hayatında keskin kararlar verip bambaşka bir ülkenin şehrinde yalnızlığını hissedişi mi bilinmez kızımız bağlanır. Adamın eşi, eşiyle geçirdiği aile yaşamı (kahredici pek çok yan) çocukları, aile huzuru... ne çok sebep var değil mi? İşte kızımız sevince adamın ailesine de aile yaşamının saygınlığına da saygı duyaaaaa duya yıllar geçer. Ne çocuk ne sevdiğinin koynunda geçirilecek geceler olmadan en önemli yıllar geçer gider.


Her ikinci kadın gibi sevdiği yaralansa, yanına gidemez ölse yas tutmaya hak görülmez. Bir anlatılan-çizilen portre vardır bir de ikinci kadının bildiği bir portre. Esas kadının hayatındaki adam ile ikinci hayatındaki gerçek kişi arasındaki fark acı tatlı aşk dolu günlerin resmi gibidir.

Hayat geçer, acılar ikinci kadına yüklenir.

Sinemaya yalnız giden kadın, çiçeğini kendi alan kadın, yalnız soğuk bir yataktaki kadın, sevdiğini en iyi tanıyan ama toplum içinde tanımazdan gelmek zorunda kalan kadın. Aşkı çift kişilik taşıyan hayatı yarım yaşamak zorunda kalan kadın.

Erkeğine yemek pişiren, çamaşır yıkayan, güldüren, dinleyen kadın ama aynı zamanda yasak, kötü, eğreti kadın.

İkinci kadın aslında aşkta figüran kadın. Yazık olan kadın. Hem erkeğin hem de kadının kendi kendine yazık edildiği kadın.

Hiç kimse kendi hayatının baş rolü olacakken ikinci kadın olmayı hak etmez. Aşk adil olsa acısı olmaz. Bu derin mevzu filmle, diziyle, romanla çözülmez.

Mutluluğu bulmak, mutluluğu özgürce tadabilmek dileğiyle...


Hiç yorum yok: