14 Şubat 2014 Cuma

Vefa Enver'le 14 Şubat Üzerine Söyleşimiz

Değer verdiğim satırlarının anlamını kavradığım, okuyucunun yüreğine pembe mutluluklar katan yazar Vefa Enver ile 14 şubat üzerine konuşmak için buluştuk. Saatlerce sohbet ettik, güldük eğlendik. Onunla geçen her saat hayatın grilerine pembe katıyor adeta.
 Eee boşuna PEMBE KRALİÇE dememişler hani :)
Kadın erkek ilişkileri, 14 şubatın anlamı, günümüzde aşka bakış, sevilen yazarlar, örnek aldıklarımız ve daha nicesi hakkında uzun uzun konuştuk.
En temel 3 soru üzerinden Vefa Enver'i biraz parça daha tanıyıp bilinmeyenleri keşfe çıkalım.

14 Şubat Ne Anlam İfade Ediyor?

Aşk romanı yazarı olarak 14 Şubat benim için bir anlama sahip. Pek çok özel günün altında yatan aslında mesaj kaygısı ya da sesini duyurma ve kendini ifade etme arzusudur.  Ben 14 Şubat'ın kutlanması gerektiğine inanıyorum. Sevgililer Günü'ne değil de temelinde çok güzel duyguları- sevgiyi ve aşkı- barındıran bir günün son yıllarda haddinden fazla ticarileştirilmesine karşıyım. Sevginin ifade edilişine maddi kaygılar yansıtılmamalı,sevginin büyüklüğünü de verilen hediyenin fiyatı belirlememeli. Aynı şekilde sevgiyi ifade etmek için yılın tek bir gününe bağlı kalınmamalı. Sevginin beslendiği tek kaynak yine sevginin kendisi. Paylaşıldıkça, dile getirildikçe, dışarı yansıtıldıkça gittikçe daha hızlı dönmeye başlayan ve etrafına güçlü enerji yayan bir çark gibi. Bana göre sevgililer bu günü kutlarken yaratıcılıklarını ve kendi emeklerini ortaya koyacak sürprizler yapsalar mağazadan alınacak hediyelerden daha anlamlı olur sanki. İlişkilerinin başından itibaren birlikte çekildikleri fotoğraflardan bir hikaye albümü oluştursalar mesela. Fotoğrafların altına esprili, eğlenceli, o fotoğrafın anısına değinen kısa yazılar ekleyerek kendi aşk hikayelerini yazsalar çok daha anlamlı ve onlara özel bir hediye olmaz mıydı? Ya da ne bileyim mesela birlikte yaşayanlar onu neden sevdiğini tek tek kağıtlara yazıp her bir kağıdı başka bir eşyasının, giysisinin arasına sıkıştırsa  ve sevgilisi gün içerisinde her elini attığı yerden aşk dolu bir mesaj bulsa bir hediye paketi açmaktan daha farklı, beklenmeyen bir sürpriz olurdu sanırım. Hem sırf sevdiklerine ait özellikleri, onları özel kılan şeyleri yazarken insanlar unuttuklarını da hatırlayabilir. Bana göre Sevgililer Günü'nde aşkı ve sevgiyi kutlarken biraz daha fazla çaba ve emek koymalıyız ortaya. Dışarıda yemek yerine evde hazırlanacak romantik bir sofrada yemek yemek gibi.

Sana göre 21. Yüzyılda Türk insanının aşka bakışı nasıl? Geçmişten bugüne değişim var mı? Varsa bu olumlu yönde mi olumsuz yönde mi?

Kesinlikle değişim olduğuna inanıyorum. Zaten hiçbir şeyin aynı kalamayacağına inananlardanım Tıpkı Heraclitus'un dediği gibi "aynı nehirde iki kez yıkanmak mümkün değildir" çünkü hiçbir şey sabit kalmaz ve sürekli değişim halindedir. Değişim tıpkı deli bir nehir gibi istesek de, istemesek de, hazır olsak da, olmasak da yatağından taşarcasına çılgınca, çağlayarak akıyor ve akarken de önüne kattığını alıp götürüyor. 
Platonik aşıkların aşklarını yüceltip yere göğe sığdıramadıkları dönemleri bazen özlemle anıyor olsak da gerçekçi olmamız gerekiyor. O devirler bitti ve artık geri gelmeyecek. İnsanlar pek çok konuda olduğu gibi cinsellik konusunda da zincirlerini kırıp, özgürleşmek istiyorlar. Cinselliği aşkın ayrılmaz ve yeri doldurulamaz bir parçası olarak kabulleniyorlar.

Ama ben sınırsızlığın mutluluk getirdiğine inananlardan değilim. Her kişinin özgürlüğünün sınırı başka insanların özgürlüğünün başladığı yere kadardır. Yeni yüzyılda yeni sınırlar belirlerken toplumdan kendimizi tamamen soyutlayamayız. Çocuklarımıza ve arkamızdan gelen nesillere örnek olmak misyonumuz her zaman olacak. 
Cinsellik aşkın ifade edilişinde çekinmeden ifade ettiğimiz sevgi sözleri kadar gerekli. 
Cinselliğin tabu olmasına da mahalle baskısı ile bu halinin korunma çabasına da kesinlikle karşıyım ama ne yalan söyleyeyim aşkı tamamıyla saf dışı bırakarak sadece cinselliğe bağımlı bir nesil yetişmesi ihtimali beni tedirgin etmiyor da değil.  Grinin Elli Tonu'na gösterilen ilginin daha fazlasının aşk temalı kitaplara gösterilmesini arzuluyor gönlüm. Aşkın ve sevginin altını çizdiği için gençlere verdiği mesaj açısından  Twilight tarzı romanlara daha fazla sempati duyuyorum. 
Türk okuru yıllarca Türk yazarlardan cinselliğin soyutlandığı aşk romanları okumaya alışmış. Ayrılık ve kavuşamama hikayelerinden ya da hasret çeken, acı ile yoğurulup olgunlaşan insanların trajedilerinden sıkılmışlar. Adeta okumaktan uzaklaşmış, uzaklaştırılmışlar. 
Sonra içinde aşk, tutku, heyecan ve cinsellik olan yabancı romanlar sayesinde kitaplara olan küskünlükleri son bulmuş. Türkiye'nin okuma oranı hala gelişmiş ülke oranları ile eş değer, hatta onlarınkine yakın bile değil. Ama okuma aşkı ile büyüyen pırıl pırıl bir nesil var. Bu nesil Türk yazarlara bir şans daha tanımaya hazır fakat artık onları platonik aşklarla ve kavuşamama hikayeleri ile mutlu edemeyeceğini bilmesi gerekiyor yazarlarımızın. Onlar dijital dünya gençleri. İzledikleri video kliplerden, oynadıkları bilgisayar oyunlarına kadar çağın tam içindeler. Hatta biz yetişkinlerden daha fazla bilincindeler bu hızlı değişimin. Müthiş bir nesil ve ben büyük hayranlık duyuyorum hepsine. Onlardan kendimi soyutlamak yerine onlara, kalplerine, zihinlerine dokunabilmeyi arzu ediyorum. Onlara umut, inanç, güven, aşılamayı hedefliyorum. Romanlarımda aşkın yüceliğini vurgulayarak soğuk mantık ile hareket etmeyen, aşka inanan, kalbinde sıcak duygular besleyen bir neslin oluşumunda benim de payım olsun istiyorum. Hata yapmanın insan olmanın,  zaman zaman acı çekmenin ise olgunlaşmanın bir parçası olduğunu vurgulamaya çalışıyorum. Yürekten inanıp çabalayan her insan kendi mutlu sonunu yazacak güce sahiptir.


Marian Keyes ve Sophie Kinsella hakkında ne düşünüyorsun? Onlarla karşılaştırılıyorsun ama ben seni Sophie Kinsella  ile Susan Elizabeth Phillips arası görüyorum. Sen kendini nereye koyuyorusun?

Açıkçası ben kendimi belli bir kategoriye koymaktan hoşlanmıyorum. Türkiye'nin ilk ve hala tek romantik komedi yazarı olduğumu söylüyorum çünkü bu türü Türk okuruna sevdirmeyi kendime misyon edindim. Çünkü herkesten fazla Türk insanının umuda, gülümsemeye, olumlu bir hayat görüşüne sahip olmaya ve pembe düşünce tarzına ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Yine de bu ileride romantik gerilim ya da ne bileyim mesela fantastik yazmayacağım anlamına gelmiyor. İçinde aşk olduğu müddetçe her şeyi yazabilirim. 
Sophie Kinsella'ya gelince...Ona hiç yakın değilim. O bambaşka bir çizgide. Sophie Kinsella karakterlerinin iç dünyalarına girmemize fazla izin vermiyor. Onlarla sevinip, onlarla üzülüp, onlarla korkup,onlarla çaresizlik hissedip, onlarla ağlamıyoruz. Bizi güldürüyorlar, kafamızı dağıtıyorlar ama hiçbir duyguyu derinlemesine hissetmemize izin vermiyorlar. 

Marian Keyes her ne kadar komedi yazıyor olsa da kurgusunda hissedilen ağır,puslu İrlanda havasını düşündükçe bana yer yer biraz kasvetli geldiğini itiraf etmeliyim. Onu okumayı seviyor muyum? Elbette seviyorum ama tarzım onunkine benziyor mu diye sorarsan cevabım hayır. Bunun en önemli nedeni de Marian Keyes'in yaşadığı coğrafyanın ruhunu çok iyi yansıttığını düşünmem.  Ben o coğrafyaya ve İrlanda'nın gri havasına ait değilim. Ben Akdenizliyim ;)


Üçü içerisinde belki de kendime en yakın hissettiğim Susan Elizabeth Phillips olurdu. Yine de benim romanlarımı okuyanlar bilir, bir iki roman dışındaki romanların hepsinde kurgunun düğüm noktasında okur ciddi anlamda duygu yoğunluğu yaşar ve hatta ağlamaları bile mümkündür. Susan Elizabeth Phillips'te ağlamazsınız. Onun romanları tam anlamıyla romantik komedi film izlemek gibidir. Evet onunkiler gibi benim romanlarım da okura mutlu son vaat eder ama benim romanlarımda karakterler ayrılık yaşadığında içinden geçtikleri sancılı süreci ve hissettikleri acıyı, umutsuzluğu, kaybolmuşluk duygusunu okura güçlü biçimde aktarmak benim için çok önemlidir. Bu benim farkım, benim imzam gibidir. Acı ve sıkıntı olmaksızın insanlar olgunlaşamaz. Her zaman keyfimiz yerindeyken ve hayatımız yolunda giderken neden değişime gereksinim duyalım ki? Hayat görüşümüzün değişmesi, düşüncelerimizin olgunlaşması, hayat konusunda daha bilinçli, daha duyarlı bir hale gelebilmemiz  için bir şeyler yaşamamız bir takım tecrübeler edinmemiz şarttır. Bu açıdan roman karakterlerimin de değişmesi ve olgunlaşması için bu süreçten geçmeleri gereklidir.
***
Aşkla evlenmiş, kariyerinde emin adımlarla ilerlemiş, çocuk yapmış yetmemiş yeni bir kariyer daha edinmiş, etrafı gözlemlemiş, anlamaya çalışmış, anlatmaya çabalamış, okumaya devam etmiş yine de hayatı ve hayatın anlamını irdelemeyi bırakmamış bir kadın var karşımızda. 
***
16 şubat saat 16.00 - 17.00 arasında Vefa Enver söyleşisini kaçırmayın. 
İmzalanacak kitaplarınız mı bekliyor kapın ve koşun :)
Yer: Sapphire Çarşı B2 kat
***
Teşekkürler Vefa Enver, ayırdığın o kıymetli vakitler için :)
AŞKla kalın, sevgiler...
Tarih84

2 yorum:

La Fea dedi ki...

Çok güzel bir söyleşi olmuş bu. Ne denir kaleminize ve nefesinize sağlık ikinizin de :)

nabrut fıdıllıoğlu dedi ki...

tamda vefa enver okurken hoş oldu.
ellerine sağlık