30 Temmuz 2013 Salı

Nefretten Sonra - Pudra Tozu & Ben Her Neysem O Ortak Çalışması - Emeği Geçen Dostlara Teşekkür Ederiz

Birbirlerini bloglar üzerinden bilen, tanışıklık ötesine geçmeyen bir iletişimden gün aşırı telefonlaşan, mail zinciri kuran sıkı arkadaşlığın çıkışı bir kitap. Nefretten Sonra kitabını arayışım, kitabı alıp okumuş şanslı kişi Ben Her Neysem O ile arkadaş olmamıza vesile oldu. Yazarın diğer kitaplarını okudukça Natali&Tamer hakkında bilgi edindikçe merakım arttı.Bir baktık ki bir kitapla başlayan yazışmalar önce arkadaşlığa sonra dostluğa dönüştü. Kitabı bekleyiş süreci, anlaşmalar ve devamında bir bakmışız 7 ay geçmiş. Tonla düşünce oluştu, kitabı okuduktan sonra kısım kısım konuşuruz mailleşiriz, kısmet olur belki görüşür aynı anda okuruz  dedik. En sonunda çıkış tarihi netleşti, ertelendi  fikirler türedi. Biz de bloglardan kitaplara, kitaplardan arkadaşlığa vesile olan Nefretten Sonra kitabına hakkını teslim edelim dedik.
Tamamıyla kendimiz için yaptığımız bir çalışmaya tonla destek geldi. Arkadaşlarımız oruç demedi gece demedi gündüz demedi bizler için seferber oldu. Teşekkürü bir borç biliriz.
TEŞEKKÜRLER ARKADAŞLAR, EMEKLERİNİZE SAĞLIK
- Çalışmamız boyunca duyuru ve afiş desteklerini esirgemeyen ikizler fightiingg blog sahibelerinin hakkını ödeyemeyiz. İftardan sahura günlerce nette kaldılar, bir afiş için bile 9 farklı çalışma yaptılar, seç ele yeniden yap ... bu süreçte iftar davetlerine gittiler misafirlik demediler birisi bilgisayar başındayken diğeri telefondaydı. Tarzları olmadığı halde, Türk yazar okumadıkları halde sırf bizim hevesimiz için, arkadaşlık için yüreklerini koydular ortaya helal olsun. Son ana kadar bir şey ister misiniz yeni çalışma yapalım mı dediler.
- Hediye bardak ve anahtarlık için sevgili blogdaşım, dostum LaFea 'nın kardeşi siparişleri olduğu halde ara verdi benim için, sizlere çekiliş duyurusu yetişsin diye zaman yaratıp hediye baskıları yaptı, kargom 1 günde ulaşsın diye başka bir semtin şubesinden postaladı. Şimdi bu çocuğun hakkı nasıl ödenir?
- Gece saat 5.10 ya da sabah mı desem:) Kitab-ı sevda'ya bir ricada bulundum. Kendisini blogdan öteye tanımam, o da beni tanımaz:) Bir photoshop isteğimi üşenmedi yaptı, ikiletmedi birkaç kez garanti olsun diye gönderdi. Çok çoook teşekkür ederim. Bunu unutmayacağım.
- İzmir'de geçen bir kitabı an be an kareleyelim istedik. Önce arkadaşımız Gamze yardımcı oldu. Daha sonra İzmir'e aile ziyaretine gelmiş 3 gününün 1 gününü sırf bana ayırarak şehrin altını üstüne getirip 317 anlamlı kare yakalayan dostum Sinem'e teşekkür ederiz. Bir şey yapacaksınız kaliteli olsun zaman önemli değil gel hadi diyen çıkarsız kızlar! 
- Bu kadar fotoğraf kitap akışına göre kolajlanacaktı. Her kolaj bir can alıcı bölümü temsil edecekti, satırlardan mekanlara yazımız için yapılan 17 kolaj için saatlerce uğraşıldı. Ben kolaj senaryosu yazarım arkadaşım skype dan doğrulatır ... yetmedi kız oruçlu haliyle İzmir sıcağında bütün bir gün sonrasında skype dan bütün bir gece bu iş için uğraştı. Paranoyak satırlar'a çok teşekkür ederim.
- Bir tanıtım videomuz olsa ya da işi biraz abartsak film tadında anımsatıcı bir şey de yapsak dedik. Paranoyak satırlar imdadımıza yetişti. Ne kadar beğendiniz ne oldu bilemem ama bir video için bu kadar gün harcandığını hiç düşünmezdim. Zor bu işler zor.
***
Tanıtımımız dönmeye başladığı an çirkin durumlar yaşanmaya başladık. Yaptıklarımızın ne olduğunu anlamadan çakma dediler, yeni oluşum-tur dediler, reklam dediler ... yazılarımızı paylaşarak bizler için, özgün bir çalışma olduğu için emek verildiği için destekleyenlerin desteği sorgulandı. 
Kişisel hesap, kıskançlık kin gütme üzerimizden yapıldı . Bizim dışımızda, bizim duruşumuz ve bize gösterilen saygıyla örtüşmeyen, umurumuzda olmayan durumların içine çekilmeye çalışıldı.
***
Kırıldık, üzüldük, gerildik, suçlandık, o kadar türlü şeyle karşılaştık ki bir an isyan edecek boyuta geldik. Hırs, kıskançlık, dedikodu ne arasanız var! =) Allah'a havale ediyorum.
 Emeğimiz an be an taçlanıyor. 
İyi bir şey varsa, ortaya konmuş bir çalışma bir eser bir kitap kişilerden ya da durumlardan bağımsız mutlaka hak ettiği yere erişecektir.
Üzüldüğümüz tek şey emeği geçen tonla insanın boş yere hakkı yenmeye çalışılıp günahları alınmasıydı. Kimse şunu anlayamadı: Bunu biz kendimiz için yaptık, ticari bir amaç gütmeden, reyting savaşına girmeden. 
Ne yayınevi ne de yazar adına yapılmış bir şey değildi.
Hoş bizim onlarla da bir sorunumuz yoktu.
Ephesus'u severim çünkü: Beğendiğim kitapları basıyorlar, bir soru sorduğunda cevap veriyorlar, kitap kapaklarına, baskılarına özenli yaklaşıyorlar. Fiyatları ulaşılır, kampanyası bol. Bir kitap kurdu için daha ne olsun?
FM Arsal'ı severim çünkü: Okuyucularına kitaplarını pdf olarak sunuyor, online kitap yayınlıyor. Yeri geliyor okuyucunun isteği ile karakterlerin durumlarında değişik yaratıyor. Kurduğu facebook platformunda okuyucu, okuyucuyla  konuşuyor , an be an bölümler üzerinden sohbet ediyor. Kitaplar üzerinden kitaplara dair paylaşımlarda bulunuluyor. Yazara soru sorduğunda müsait bir zamanda mutlaka dönüp cevap yazıyor. Okuyucular arasında bir köprü oluyor. Bunun ötesi ne beni ilgilendiriyor ne de okumama engel teşkil ediyor.  İnşallah yolunuz daha da açılır, karakterler kütüphanelerimizde köşesine yerleşir:) Biz öyle bir okuyucu kemiği olduk ki kitaplar sizden öte bir güç oluşurdu. 
Düşünün, kitabı okudunuz, yorumladınız, indirdiniz hala basılsın kitaplığımızda yeri alsın diyor, yeni kapak tasarımı çıkınca o da alınsın saklansın istiyorsunuz.
***
Özetle kimseyi sallamıyorum!
Grinin Elli Tonu ve yazarlar dünyası sorgulanmıştı. 
Açıkçası bana ne yazarından ben Greyciğime bakarım :)
Yabancı olursa alkışlarız Türk olursa ya tatminsiz ya da sapık deriz. Hoş ikisi de olsalar beni bağlamaz! :) Ben karaktere, kitaba bakarım. 
***
Bir kerelik bir çalışmaydı, bir daha yapar mıyız bilemiyorum. Düşündüğümüz bir iki kitaba tek yazılık kendine has birer çalışma da gelebilir şimdilik kesin bir şey demeyelim.
***
Bayram öncesi ya da bayram sonrası sürpriz bir ek çalışma sizlerle olacak. İşte bir ilk daha, zaten bu çalışma başlı başına bir ilk :)
Sevgiyle kalın.

Fatih Murat Arsal'la Röportaj - Bir Pudra Tozu & Ben Her Neysem O Ortak Çalışması

Arkadaşlık temelimizi atan Nefretten Sonra kitabının bize özel, bizim penceremizden özgün çalışmamızın sonuna geldik. Tabiii bir sürprizi saklı tutmak da istedik çok yakında:)
Şimdi sıra röportajda, akşama bir ek yazı ile sizlerleyiz takipte kalın:)

Merhaba, 
Öncelikle röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Daha önce yapılan keyifli röportajlarınızı okumuştuk. Aslında en merak edilen sorular soruldu, en merak edilen konular konuşuldu. O nedenle aklımıza takılanlar üzerine  bir röportaj olacak bu…

1-      Nefretten Sonra’nın 2. baskısı ek bölümlerle ve yenilenen kapak ve içeriğiyle okuyucuyla buluştu. Tebrik ederiz. Yeni baskıyı elinize aldığınızda ne hissettiniz?

Tarif edilebilecek bir şey değildi. Bayıldım!.. O kaptaki kızı bulmak için çok uğraşmıştım. Hatta o kız önceleri sarışın ve renkli gözlüydü. Ama hayal gücümde esmerleştirdiğimde, Natalia diye bağırıyordu. Önce ben resim üzerinde oynayıp esmer bir hale çevirdim. Sonra o haliyle yeni okulumdaki fikrine değer verdiğim birkaç arkadaşa gösterdim. Olumlu yanıt alınca da yayınevine gönderdim. İşin aslı sarışın olduğu için önce orada da olmaz gibi bir düşünce oluştu. Ama grafikerimizin başarılı çalışması ile resim düzenlendi. Hatta bu genç kızın üzerindeki minik bir iki ben, nokta ve dudakları bile düzenlendi. J Arka fona da desen ve sıcak bir renk eklendiğinde, Natalia’nın ateşli kişiliği ortaya çıktı. Bunları hep son dakikasına kadar takip ettim. Güzel olacağını biliyordum. Özenildiğini biliyordum. Ephesus bana söz vermişti. Hem de ben bir söz istemeden... Çok güzel bir kapak yapacağız sana demişlerdi. Bu da bana olan sevgilerinin ve desteklerinin bir belirtisiydi elbette. Yoksa ne gerek vardı o kadar masrafa? Daha pahalı bir kapak için uğraşmaya?..

Ama... Ama onu ilk olarak elime aldığımda... çenem kilitlendi. Kalbim pır pır atmaya başladı. Beklediğimden bile öte bir şeydi. Adeta çerçeveletip duvara asılacak bir iş çıkmıştı. Bilmiyorum daha kaliteli ve güzel yapılabilir miydi? Ben görmemiştim... Belki de benim yavrum gibi olduğu için güzel geliyordu. Neticede ben bayıldım. Aklımdaki kapağın bile fazlası olmuştu. Umarım herkes beğenmiştir.


2-      Daha önce yayınlanmış e-kitaplarınızın basılacağı da artık bilinen bir şey. Başlarda Zoraki Koca Şahane Gelin 1’in basılacağı konuşulurken şimdilerde Anlaşma ve Beni Bırakma kitaplarının da adı geçiyor. Hangisinin önce basılacağı konusunda kesinleşen bir şey var mı? Sizin gönlünüzden geçen hangisi ?

Benim gönlümden hepsi geçiyor elbette. J Ama bir sırası olmak zorunda doğal olarak. Beni Bırakma kahramanları biliyorsunuz bu ekibe sonradan dâhil oldu. Günlük paylaşımlar halinde başlamıştım ve nasıl olduysa Akın o güleç, Doğan’dan bile pervasız olan neşeli haliyle hayatımıza girdi. Önceleri bağımsız olmasını düşünmüştüm. Ama sonradan o üç adama zıt karakterli bu kişiyi onlara ortak yapmak aklıma geldi. Belki de günlük yorumlardan aklıma gelen bir şeydir, hatırlamıyorum. Fakat diğer kitaplar basıldıktan sonra bu adamın diğer üçlünün devamı olduğunu yayınevine söyleyemedim. Utandım da... Çünkü biz onlarla anlaştığımızda, çıkmış kitaplarımı basma gibi bir düşünceleri yoktu. Nefretten Sonra ve Seni Sevmek İstemedim onlar için bir riskti. Yeniden basılması kârlı olmayabilirdi. Buna rağmen beni memnun edebilmek için üçlüyü yeniden basmayı kendileri önerdi. Çok şükür ki yeni basımlar beni utandırmadı. Yayınevinin patronu Mustafa Bey, inanılmaz dikkatli ve birçok şeyi aynı anda takip edebilen bir adam. Eylül ayı için bir eski bir yeni kitabı basmayı planlamıştık onunla. Ben Zoraki Koca1’i düşünüyordum ama o Anlaşma’yı duymuştu. Ben zaten ikisi arasında kararsızdım. Sonuçta Anlaşma olsun dedik. Fakat bir süre önce pat diye beni aradı. J Bu adamların bir dördüncüsü mü var dedi... Ha ha... Neredeyse azarlayacaktı beni. Ben de evet, var dedim. Onu da basalım dedi. Öyle mutlu oldum ki. Bu tip şeyleri insan ancak kardeşinden bekler. Bana duyduğu bu yüzde yüz güveni çok seviyorum.


Sonuçta Beni Bırakma öne alındı. Ama Eylül ayı sonundaki biri yeni biri eski iki kitap basılması konusu tamamen ortadan kalkmadı. Hangi eski kitabın basılacağı da sanırım bir süre sonra belli olur. Ben teslim tarihi Eylül diyorum ama baskıya hazırlanması daha uzun bir süreç. Benim teslim sürem o inşallah...


3-      Doğan karakteri çoğu hikayede kilit ismi oynuyor. Aşıkları bir araya getiren, ara bulan kişi genelde kendisi. Bu  Doğan’a sizin biçtiğiniz bir rol mü, yoksa sadece tesadüf mü? Onu diğer erkeklerden ayıran bu şey ne olabilir?

Ben Doğan’ın pervasızlığını, alaycılığını seviyorum. Aklına geleni söyleyen, aşka inanmayan, bu yüzden arkadaşları ile dalga geçen, onların iyiliği için onların sevdiği kadınlara bile sert çıkan ama bir yandan da o kadınları ağabey gibi kollayan enteresan bir karakterdi. Fakat aşka inançsızlığı yüzünden minik bir cezayı da hak ediyordu. Sağda solda ettiği lafları ona yedirecek bir kız yazmaya karar verdim. Pınar böyle çıktı ortaya... Güçsüzken bile güçlü olan bir kadındı. İnatçıydı. Öfkeliydi. Dik bakışlıydı. Zor anlarda bile dalgacıydı. Ve deli gibi Doğan’ı kıskanıyordu. O vahşi esmer kitap içinde gittikçe gücünü arttırdı. Hatta acı olaylarla birlikte,  zamanla erkek karakterine diğer kızlardan çok daha fazla acı vermiş bir kadın karakter oldu. Doğan’ı kitapta bilerek zorba gibi yazdıysam da, iç dünyasında ne kadar naif bir insan olduğunu okurlar hemen gördüler. Çektiği acıya üzüldüler. Ben de biraz sert mi davrandım acaba dedim... J O yüzden kendimi affettirmek için sağda solda onun mutlu olduğu, eskisi gibi pervasız olduğu anları gösteren sahneler ekledim. Ve tabii ilginç ki okurlar bu sahnelerden bile zevk aldılar. Pınar’a kızsalar da sonunda mutlu olacaklarını bilmenin verdiği bir keyifle Doğan’a parmak salladılar. “Sen konuş bakalım Dodo Efendi! Bu lafları bir gün birisi sana yutturacak!” dediler.


4-      Benim favori FMA erkek karakterlerim Karahan ve Yavuz’ken, Pudra Tozu’nun Doğan ve Tahir. Peki sizin yazarken daha çok zevk aldığınız ya da torpil geçtiğiniz bir erkek karakter var mı?

Ben de Kara’yı yazarken çok zevk almıştım. J Ama ilk göz ağrım olan Osman benim için özeldir. Bazı özellikleri de bana benzer. Fakat ona da hiç torpil geçmedim. Ettiği her kaba laf için Gülay’ın yerine ondan minik intikamlar aldım. İçine huzursuzluklar, pişmanlıklar ekledim. Torpil geçtiğim birisi var mı? Düşündüm bir an... İnanmayacaksınız ama üzerinde en keyifle durduğum kişi, Çığlık kitabındaki Boran’dı. Onu yazarken aklımda öyle etkileyici bir adam vardı ki... Kahramanlarımın hiç birisi onun gibi sadece bakışıyla, duruşuyla insanları etkileyemiyordu. Bence yani... Belen’in nasıl ürperdiğini hâlâ hatırlarım. Zeki, alaycı, korkusuz birisiydi. Aynı Doğan gibi istediğinin peşinde koşabiliyordu. Çığlık romanının şansızlığı kısa oluşuydu. Sevgililer gününe yetiştirmeye çalışmıştım galiba. Çok istek vardı. Ama bu ileride avantaja dönüşecek bir dezavantajdı. Çünkü ona öyle güzel bölümler ekleyeceğim ki, kitap olduğunda insanlar gözlerine inanamayacak. J

Bunun dışında sanırım tüm karakterlerimi seviyorum. Bana itici gelen bir erkek karakterim olmadı hiç. Ateş’i yazarken bile baştan neler olacağını duyurmuştum. Onu kötü birisi gibi yazacaktım. Bunda o kadar başarılı oldum ki, paylaşımlarda onun nezdinde beni eleştirenler oldu. J Sanki gerçekmiş gibi...

5-      Tüm FMA kadınları denize düşse ilk hangisini kurtarırdınız? (P.S: Şunu çünkü öteki yüzme biliyor cevabı kabul edilmemektedir. :)

Ha ha. J Merak etmeyin öyle kısa cevap vermem. Açık olmak gerekirse, Gülay benim aşkım... Onu seviyorum. O nasıl bir kadındır öyle? Onu da eleştiren birkaç kişi oldu. Ateşli kadın okurlar onu pasif buldu. Ama yemin ederim bin erkeğe okutun bu romanı belki bir kişi Gülay’dan etkilenmeden kitabı bitirebilir. Elbette diğer kadınlar da benim için özeldi. Mücadeleci, inatçı, güzelliklerinin ötesinde çekici kadınlardı. Ama Gülay başka... Belki de ilk romanım olduğu için... Onu hatırladığımda kalbim sevgiyle doluyor. Tarif etmek zor. Benim için o yaşıyor gibi bir şey...

6-      “İyi ki yazar olmuşum ve cesaret edip ilk kitabımı yayınlamışım.” Dediğiniz ve “Keşke bu işlere hiç girmeseydim.” Dediğiniz anlar oldu mu? Olduysa öğrenebilir miyiz?

Asla “İyi ki yazar olmuşum” demedim. Ben hâlâ kendimi tam bir yazar olarak görmüyorum. Zevk için yapılan bir şeyde “olmaya” uğraşılmıyor. Kendi istediğim gibi yazıyorum ve benim tarzımı sevenlerin okumasını istiyorum. Kimsenin başına silah dayamıyorum. Buna rağmen bir kitabımı son satırına kadar okuyup da beğenmedim diyenlerle ve hatta sağda solda alay edenlerle karşılaşıyorum. Üzülüyorum elbette. Kadın bir yazar olsaydım çok farklı olacağını da biliyorum. Erkek olunca durum değişiyor. Kimseyi kendime rakip görmediğim halde beni rakip görenler çoğalıyor. Rakip görmüyorum derken, onlardan daha iyi yazdığım manasında değil. Ben bir yarış içinde değilim ki. Siz benimle niye yarışıyorsunuz? Ben zevk için yazıyorum. Yarışmak için değil... Bir şey ispatlamak için de değil. Ama bazı ayak oyunları görünce gerçekten üzülüyorum. Evet, çok kere keşke yazmasaydım dediğim anlar oldu. Veya yazdıklarımı paylaşmasaydım... Bir şey zevk olmaktan çıkınca, sıkıntıya dönüşüyor. Çok şükür sürekli artan bir okur kesimim var. Ve kemikleşmiş iyi okurlarım... Sizin yaptığınız gibi beni müthiş sürprizlerle onurlandıranlar var. Bunları da görünce iyi ki bırakmamışım diyorum. J Gün geçmiyor ki sayfamda benden bağımsız tatlı bir sürprizle karşılaşmayayım. J O zaman tüm yorgunluklar ve sıkıntılar uçup gidiyor.

7-      Diğer röpotajlardan eşinizin yazdığınız kitaplara tepkisini az çok biliyoruz. Peki, akraba, arkadaş, öğrenci çevrenizden ne tür tepkiler aldınız? Bunlar sizi ve yazdıklarınızı nasıl etkiledi?

Akrabalarım çok kalabalık değil. Sadece kardeşlerim ve onların çocukları var. İlk anda sanırım onlara da biraz inanılmaz geldi. Hatta okumaya başladıklarında, karakteri benimle özdeştirdikleri için belki dikkatlerini vermekte zorlandılar. Ne de olsa yazarı benim ve kahramanlar birkaç yönden bana benziyorlar. Erotik yazmamın da etkisi var mıdır bilmiyorum. Ne yeğenlerim ne de bir başkası bu konuda tek kelime etmedi.  Belki huysuz bir ihtiyar olmamın da etkisi vardır. J Ama sonraları yeğenlerimin beni telefonla aradıkları, gurur duyduklarını söyledikleri günler oldu. Hatta bir tanesi bir imza günümden sonra ağlamıştı gururundan. Ablamlar ve eniştemler bile bana destek çıktı. Arkadaşlarıma önceleri söylemiyordum. Arkadaşlarım arasında ilk duyan ve destek çıkan Elazığ’dan Sinan Hoca oldu.

Sinan Hoca bu iş belli olduğunda, “Hocam, sen bu işi yaparsın. Bu iş tutar!” diyerek bana olan saf güvenini içtenlikle belli etti. Ardından Akın Hoca ve birkaç değerli arkadaş daha... Hatta başka okullardan hocalar beni gördüklerinde yanıma geldiler ve nedensiz bir şekilde destek verdiler. Burada ilginç bir anım daha var. Boşanmak üzere olan bir çifte, Seni Sevmek İstemedim’i benden imzalı olarak hediye eden bir okul müdürü vardı. Kitabımı okumalarını ve içeriği sayesinde onların ayrılmamalarını sağlamaya çalışıyordu. Kitaplar ne işlere yarıyor değil mi? J Öğrencilerim için ise durum nedir bilmiyorum. Genellikle onlara duyurmak istemiyorum. Elazığ’da söylememeye gayret ediyordum. Ancak bir şekilde duyuluyor işte. Burada da söylememeye çalışıyorum. Çünkü bu okulda yeniyim. Öğretmen arkadaşlarımın ve öğrencilerimin beni bir yazar olarak değil, bilgi sahibi bir insan olarak görmelerini istiyorum. Çalışma arkadaşlarımın benden çekinmemelerini ve bir yazar olarak değil de bir meslektaş olarak görmelerini istiyorum. Diğer türlü benden uzak kalmaya çalışacaklarını tahmin ediyorum. 

Özetle şimdiki okulumda da roman yazdığımı öğrenenler oldu. Hatta okuyup bana dönüş yapanlar bile oldu. Ve ne mutlu ki erkekti çoğunluğu. Neticede ne ailemden ne de çevremden olumsuz bir tepki almadım. Çünkü ben hâlâ kişilik olarak değişmediğime inanıyorum. Hâlâ roman yazmaya başlamadan önceki Fatih Hoca’yım. Şimdi sadece çok daha fazla dostum var.J 

8-      Gelecek planlardan konuşalım. Aklınızda yeni bir hikaye var mı, yoksa eski kitapların ek bölümleri üzerine mi çalışacaksınız? Okurlarınızı neler bekliyor?

Altı ayda bir yeni kitap planı var yayınevim ile. Bunu yapabilirim. Hatta yılda üç kitap bile yazabilirim. Hızlı yazarım. Ama kendimizi eskitmemek için belki de yılda bir yazmak lazım. Eylül sonuna yeni kitabımı teslim edeceğim. Aynı anda da eski bir kitabımı belki de ek bölümlerle çıkacak... Beni Bırakma hariç hepsi ek bölümler yazılmaya müsait. O çok kalın zaten. Okurlarımın önerilerini, fikirlerini hep dikkate alırım. Yazdıkları her mesajı okurum. Beni yönlendirdiklerini hissettiririm. Ve yönlenirim de gerçekten. Birçok kitap kurdu var. Faydalanmamak olur mu? İnşallah hep beraber daha iyi romanları da görürüz.

9-      Çalışmamız özellikle içerik olarak size de biraz sürpriz oldu. Bu çalışma hakkında  ne düşünüyorsunuz? En etkilendiğiniz ayrıntı ne oldu?

Sürprizdi hakikaten. Bana neredeyse mantıksız gelen bir sevgi, ilgi, çaba, kocaman bir emek... Teşekkür etmekle bile yetersiz kalınacak bir sürpriz. J Şımarmamak için günlerdir ne kadar çaba harcadığımı bilemezsiniz. Çalışmanızda her bir şey detaylı, ayrıntılı... Kıyaslamalar, özetler, incelemeler, resimler... Ben her kitabımın içine çok ince ayrıntılar koyarım. Bunu dikkatli okurlarımın göreceğini de bilirim. Kahramanlarımın ruh hallerini çoğu zaman sözle değil davranışlarla veririm. Bunların bile keşfedildiğini ve bu çalışmada yer aldığını görmekten mutlu oldum. Ve Natalia ile Tamer’i adeta yaşıyorlarmış gibi hissettim. Bir roman yazarı için daha güzel ne olabilir? Gerçekten teşekkürler... Bu temiz sevgiyi hak etmek biliyorum ki çok zor. J  Mutluluktan ziyade gururluyum.

10-  Bitirirken okurlarınıza söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

Sonu mutlu biten aşk romanları yazarından minik bir uyarı sadece... Size ait bir cümle. J
Dikkat! Diğer kitap karakterlerinden biri karşınıza çıkabilir!"

Ailemiz büyüyor çünkü... J Herkese teşekkürler. Umarım cevaplar doyurucu olmuştur.



Teşekkürler ve iyi çalışmalar J
Pudra Tozu & Ben Her Neysem O



29 Temmuz 2013 Pazartesi

Nefretten Sonra ve Mini Video Çalışması - Pudra Tozu & Ben Her Neysem O

Çalışmamız adım adım sona yaklaşıyor:(
İki video çalışması ile sizlerleyiz.
İlk video ile göz kırpmıştık. Dedik daha çok görsel olsun, kısa sürsün tadımlık gören anımsasın. Ama bu işler çok emek istermiş, zormuş. Size fikir olması için önce MEKANLARDAN SATIRLARA yazımıza göz atıp videoları sonra izlemeniz.

Nefretten Sonra: Satırlardan Mekanlara - Satırların İzinde Bir Yolculuk - Pudra Tozu & Ben Her Neysem O

Ortak çalışmamız satırların izinden devam etmekte. İki yabancıdan arkadaşlığa, dostluğa uzanmamızı sağlayan bu kitaba ne yapsak az. Aylarca mailleştiren, günlerce plan kurduran bir hikaye. Bizde yeri apayrı!
Hikayenin yoğunluğu İzmir'de geçmekte. İzmir'i gezdik adım adım fotoğrafladık, 317 kare eledik, kolajladık, bizim ulaşamadığımız ülkeleri araştırdık. Dilerim çalışmamızı beğenirsiniz.
***
NOT: İzmir'e dair her kare mısırcısından kaldırım taşına kadar hatta mağazalara kadar bizzat tarafımızdan çekilmiştir. Aksini iddaa edip, karalama yapıldığı an fotoğraf asılları ile kişi de ifşa edilecektir!
***
Satırlardan Mekanlara Bir Yolculuk:
Yunanistan: Yıllarca dost bildiği insanla, ona en büyük acıları yaşatan eski dostla karşılaşma vakti. Aleksis, hırsına yenik düşen, cana kıyan,verilen şanları harcayan kalleş Aleksis.
Yolun sonuna geliş, an be an intikam planı. Son nefeste biricik kız Natalia'ya nefret tohumlarını eken ADAM.
Tek el silah sesi, cenaze ve yeni vasi ile sürüklenen bir yolculuk. Türkiye'ye gidiş.
Türkiye: Türkiye'nin incisi İzmir, Yunanın denize döküldüğü topraklar. Düşmanın ini gözüyle baktığı şahane villa, onu bekleyen iyi yürekli insanlar ve arkadan vuracağı anın hesaplarıyla nefes alan Natalia. Başka bir ülke başka bir şehir başka bir evde kutlanan doğum günü. Issız koridorlarla, yalnızlığa mahkum aylara dönüş, kolej günleri. İngiltere'ye gidiş.
İngiltere: Zor geçen bir yıl, derslere adanmışlık. Kitaplardan kalan her anda intikamın türlü planları. Az, çok az kaldı önünde geçirilecek dolu dolu tek yaz, ya hançerleyecek ya da bir ömür kayıplarının sızısı ile geçirecek. İzmir'e dönüş.
Türkiye: İzmir'e dönüş sanki yuvasına dönüş. Hangi ara ini ev olarak kabul etti, birkaç aydır tanıdığı çalışanları akrabaları gibi özlemle kucakladı, doğup büyüdüğü ülkesine değil de bu ülkeye Vatan hasretliği çekti? Kararsız adımlar. Yunan sahillerini hatırlatan İzmir sahili, güneşin doğuşundan batışına kadar adım adım keyif.
Şerin merkezinde hissedilen aitlik:) Tutulan dilekler, tabii her zaman iyi yönde olmasa da!
Ülkenin yemeklerine alışma, iştahla iz sürme. Şehrin otantik izlerinde gezinti.
En moda sokaklar, en pahalı mekanlar, sık sık çıkılan alışveriş turları.
Bir doğum günü daha, özgürlüğe bir adım kala tutkunun kollarına yaklaşılan bir seyahat: Palma de Mallorca - Palma Adası'na gidiş.
Palma Adası: Duyguların adını koy, tutkunu dizginle ve Sarita'ya daha az öldürücü bakış at. Dikkat Natalia renk veriyorsun! =)
Bir doğum günü, 1 yıldan az kalan zaman işte nefretin hareket vakti! Türkiye'ye dönüş.
Türkiye: İzmir'de evlerinde korunaklı villalarında Türk-Yunan tutku savaşı başlar.
'' Ne o Tamer yoksa benden korkuyor musun? , Sadece krem sürmeni istedim! '' Ahhh be Natalia aahhh kızım :) Bu havuz nelere şahit.
Krem sonrası ikinci adım alışveriş planı. İzmir-Kordon bir akşam üzeri.
Tamer sorar: mısır ister misin Natalia, fındık alayım mı? .... Natalia: Ne o Tamer yoksa benimle flört mü ediyorsun?  :)))) Bir kavga bir isyan bir özlem tutuşturan tutku ... İngiltere'ye dönüş. Okulun son senesi.
Bir noel sabahı, bir umut, bir adım aşk, bir dilim mutluluk. Bir an için her şeyi unutuş, ana teslim günler geceler sabahlar. Nefret intikam alacakken her an geri adım atış, geciktiriş. Natalia için zor günler. Bir yanda Aşk bir yanda İntikam! Su gibi akan zaman ve ülkeye dönüş.
Türkiye: İzmir'de son doğum günü, özgür yaşlar beklenen itiraf ve büyük dram. Söylenen, geri alınması imkansız bıçak sırtı sözler! Çekilen acı, nefret uğruna kıyılacak can, bir yaşam hakkının yitirilişi. Ne uğruna intikam! Sevdiği adamın gözlerine baktığında doğmamış bebeğinin hayali, nasıl büyüyeceği, nasıl da misler gibi kokacağı, mutluluk hayalleri ... 
ahhhh Aleksis sen bu çocuklara ne yaptın?
Yunanistan: Doğduğu ama artık ona yabancı olan ülkeye dönüş. Üzüntü, dinmeyen göz yaşı. Kristos'un baba şefkati, Kostas'ın ilgi ve desteği. Geçen günler, aylar, yıllar. Bir kutlama ve karşısına çıkan tatlı kahve gözlerde bir ömür hapsolunacak Tamer ile karşılaşma.
Bir araya geliş, kaybedilen yılların telafisi, yaşanan acıların dindirilmesi veeeee Mutlu SON! :)
Türkiye-İzmir'in en büyük otelinde dillere destan bir düğün.
 FM Arsal kadrosunun geçit töreni :)
Mutluluklar Natalia - Tamer 
*** 
Sizler için 2 güzel fotoğraf karesi, dileyen masaüstü arka plan olarak kullanabilir.

28 Temmuz 2013 Pazar

Nefretten Sonra ve FM Arsal Kitapları - Bir Kıyas Yazısı - Pudra Tozu & Ben Her Neysem O

Nefretten Sonra ve diğer FM Arsal kitapları arasında bir kıyas yazısı şart oldu. Okurken de sonrasında da Ben Her Neysem O(Kütüphanemden Kitap Manzaraları) blogdaşımla o kadar kıyaslamaya gittik ki bir de yazıp değerlendirelim sizler neler hissedecesiniz bilmek istedik. 
***
Bu akşamki programımızda ben Nefretten Sonra ve diğer kitapları değerlendirirken arkadaşım da sizlere 1. ve 2. basım Nefretten Sonra kitapları arasındaki farklılıkları çarpıştıracak :)
***
Nefretten Sonra kitabını okurken sanki karakterler karşımdaymış gibi söylene söylene devam ettim. Bir kahvenin de mi hatırı yok Natalia? 
Yediğin önünde yemediğin ardında elin çalışanlarına bari surat yapma ...
Hadi elini suya soktuğun yok, sosyetik prensesim bari şu zavallıya, Tamer'e bir bardak çay da mı dökemezsin Natalia ... pes Natalia :) Diyorum size bu kitap, bu karakterler diğer kitaplardan ayrı. Aman hamaratça hazırlanmış sofra, alçak gönüllülük yok! Anca kaş çat, laf sok, hırlar gibi cevap ver, huzur kaçır, kudur, kıskan otur :)
Zehir dillim, afet güzelim Natalia bunca şeye rağmen canımmmmmmmmmmm DOĞANCIĞIMIN biricik annesi bile tam da evlenecek kız diyor pessssssss teyzem pesssss gel ben sana baklava börek açayım :) Doğancığıma missler gibi bakayım, ' 'sen ne dersen doğrudur beyim diyim'' nerdeeeee kader utansın! =)
Kıyaslamaya başlayalım bakalım, 
Nefretten Sonra ve diğerleri şeklinde maddeleyelim:
- Natalia: Bayan karakterler içinde en yalnızıydı. Yetim kalması dışında küçüklüğünden beri yurt dışında okutulması, kapalı bir kutuda izole bir hayatta tutulması onu korumak yerine savunmasız bırakıyordu. Ecrin'in de ailesi yoktu, Ebru'da ailesini kaybetmişti, Merve yetimdi. İki kızın da aile yerine koyacak sıcaklıkta yanında çalışanları vardı, yeri geldiğinde anne sıcaklığında koyunlarına sığınabilirlerdi, Mervenin arkadaşları çevresi genişti. Natalia, babasının intiharı ile tek dalını da yitirdi, nefreti tutunacak tek dal bildi. Yalnız bir hayatta kaybedecek neyi vardı, hiç o nedenle çok çok daha acımasızdı.
- Natalia, okuduğum en hırçın en aksi karakterdi. Örf adet de bilmezdi. Yaşı küçük diye savunmayacağım çünkü: Gülay'da ters bir adama aşık oldu, suçlandı, hor görüldü yine ses etmedi. Ecrin, Pınar, Tuğçe bu kızlar da gün görmüş, babalarının prensesleriydi. Yine de şımarıklıklarına, üst düzey yaşamlarına rağmen böyle pervasızlık görülmedi. Adada yaşananlara bakarsak, en azından misafirliktesin adamın hayatını zehrettin, İzmir'dekiler alıştı bari burada bir dur dimi yooook içindeki nefreti illa herkes anlayacak, bilecek, bilmeli modundaydı. Tamer'e olan nefret-tutku döngüsünde kendini sivrilikleri ile yatıştırdı. Bu adamı tanımıyorlar ondan seviyorlar, ondan saygı duyuyorlar hep bir sebep buldu kinlendi. Hiçbir zaman bardağın diğer tarafını düşünmedi. FM Arsal kadınlarına baktığımızda daha ağır başlı, saygılı, eş/sevgili arasında kalan çatışmalar görürken Natalia yedi cedde ilan ediyordu. Okurken bile zor katlandım küçüğümmmm (pedimuuum -μικρό)  sana :)
- Natalia'da Tamer de sosyetenin en önde isimlerinin çocuklarıydı. Suya sabuna dokunmayan tipler diyelim. Turgut gibi otursun kaldırımda tost yesin, Boran gibi balık tutup milleti beslesin, Tahir gibi yemek yapsın, Akın gibi yer sofralarında gülümsesin cık :) Natalia adama bir bardak çay koymadı siz düşünün. FM Arsal kitaplarının olmazsa olmazıdır, kız adamı kesip parçalarını köpeklere yedirmek istese bile hizmet eder ya da talimat verir sofra kurdurur çayı kendi demler sunar Natalia'da nerdeeeee. Burnu düşse yerden almayacak Ebru bile ekmeğini kendi kesiyor, çayını kendi koyuyordu. Bir de en favori karakter anneleri bu kızı evlenecek kız ilan eder isyannn
- Tamer en naif, en tatlı karakter gibi görülüyor, tam aşık olunacak kuzu gibi geçinilecek misal. Sen onca yıl sus, katlan, sabret, kızın içindeki nefrete bile saygı duy gel en önemli anda pasif kal. Neymiş Natalia istese kendine zarar verirmiş, ona kıyamazmış yavrummm o senin bebeğini bile gözü kapalı düşürmeye hazır. Erkek olup yumruğunu vuramadın masaya! Bana göre en pasif FM Arsal erkeğiydi, siz kibar, anlayışlı diyebilirsiniz tabi. Bir Osman, Tahir, Doğan, Karahan, Yavuz düşünün böyle bir anda gerekirse şehvete esir eder yine de o çocuğa kıydırmaz, kızında aklını pek başında tutturmaz oldu da bitti maşallah sünneti hangi otelde yapsak diye düşünürdü =))
***
Böyle anlatmaya devam edersem kitabı sil baştan yazacağımı hissettim bir an :) Buradan yola çıkarak kitabı okuyan arkadaşlar elde olmadan kıyaslamaya gideceklerdir.
Ben Tamer ve Natalia hikayesini diğer FM Arsal kitaplarında okumuştum, onların hayatlarına, aşklarına gıpta etmiştim. Bayılıyordum ve okuyunca anladım ki bu noktaya türlü çileden sonra eriştiler. Bir ömür mutluluğu hak etmekteler.
Natalia, tatlı cadı seviyoruz seni :)
Çalışmalarımız devam ediyor, takipte kalın :)
Kitabı okurken Natalia'yı her düşündüğümde bu parça geldi aklıma

Nefretten Sonra - FM Arsal (YORUM) Pudra Tozu & Ben Her Neysem O

Fatih Murat Arsal / Nefretten Sonra 
Natalia babasının intiharı ile bir Türk'e emanet edildi.
Çünkü babası vasiyetinde, Tamer Karlıbel'i kızına vasi tayin ettiğini yazmıştı. Fakat intiharından bir kaç dakika önce
sadece kızına söylediği çok önemli bir şey daha vardı.
“Natalia! Seni seviyorum kızım... 
Beni asla unutma! Ondan intikamımı al...”

Ve Natalia yaşadığı dehşetten sonra bu

yakışıklı ve tehlikeli adamdan artık ölesiye nefret ediyordu.
İntikamın tatlı sularında yüzmek için Yunanistan'dan Türkiye'ye gelmesi ve bu isteksiz adamın koruması altına girmesi yeterliydi.
Genç bir kız için intikam amaç olunca, araç olarak 
güzel yüzünü ve çekici fiziğini kullanmaktan çekinmedi.
Babasının sahip olduğu her şeyi acımasızca alan bu adam,
belki Natalia'nin bedenini de alabilirdi ama...
Kalbini asla!

YA DA ÖYLE SANDI...
(İzmir'in en tepesinden selam olsun Natalia sana )
Fatih Murat Arsal'ın okumadığım tek kitabıydı, şükür ki bu hikaye de yüreklerde mühürlendi.
Yazarın diğer kitaplarına göre daha farklı bir atmosferi vardı. Akşam karşılaştırma yazılarımızda bu konuyu ayrıca ele alacağız.
Nefretten Sonra - YORUM:
 Ahhh be Natalia ahhh be kızım, küçücük bedende ne yükler taşındın sen:(
Üzülerek, kızarak, gülerek okudum. Küçük bir kızın büyükler dünyasına başkaldırışıydı. En kritik yaşlarda nefret ve ayakta kalma savaşına girişti. Bilseydi, bunlara  gerek olmadığını. Herkes birilerinin iyiliğini düşündü, gerçekler gizlendi, nefret şahlandı. Bir çocuk büyüdü, bir genç yürek parçalandı, nefret intikam hamlesini yaptı.
***
15 yaşında bir kız, annesini kaybetmiş, kendini bildi bileli yurt dışında okumuş. Sığınacak tek liman, tek akraba babası. O baba ki şu an namlunun ucunda hem de kim tarafından ''barbar bir Türk'' siren sesleri zorla sürükleniş kapanan bir kapı tek el silah sesi. Bildiği tek şey ruh bedendeyken babasının intikam sözleri.  Babası toprak altında, kendisi düşman topraklarında. Vasi ise yakışıklılığı, parası ve karanlık geçmişi ile herkesi kör eden biri.
Pop yıldızlarının posterlerini kesip defter hazırlayacak yaşta Tamer'in defterini nasıl dürerimin hayallerini kurarak geçirilen bir yaz. Issız geçen bir kolej yılı bir sonraki yaz nerede olacak? Evi yok ev diye gidecek yer düşman mabedi. Para yok, akraba yok, yok da yok. Var olan tek şey İNTİKAM!  Bunu gerçekleştirecek tek yol düşmanı aşık edip, kalbini parçalamak.
***
Natalia içindeki nefret ateşi ile tutku arasında gidip gelen çelişkili günler yaşamaya başlar. Bir yandan düşmanının kardeşini kendi kardeşi gibi sever bir yandan düşmanın inini yuva olarak benimser. Her mutlu an için kendini cezalandırır gibi mutsuz anlar yaratır, bir gülücüğe beş iğneleyici sözle dengeler.  İçi sevinçle doldukça kaşlarını çatar. İntikamla hayat akışı arasında sıkışır. Tamer-Natalia ilişkisi de böyledir. İntikam başlığında yaptığı her şey belki de yüreğinin isteklerini intikam maskesi altına gizlemesi de olabilir.  Artık Natalia da kendini tanıyamamaktadır. Günler geçtikçe Natalia'nın atakları ile Tamer de karşılıksız kalamaz. Zeki Tamer her an uyarır, yapma Natalia, değer mi Natalia, baban öldü bunu kabul et Natalia ... bir yandan küçüksün belki daha sonra dedikçe, uzaklara gittikçe kızdan uzaklaşamaz.
(Natalia ile bütünleştirdiğim çiçek : BEGONVİL)
Gün günü kovalar bir yıl daha geçer, tutku aşkla harmanlanır ve Natalia'nın özgürlüğe adım attığı gün aşkın itirafı gelir. İntikam ile AŞK arasında kalan Natalia kendini bile yıkıp geçer Tamer'i paramparça bırakır. Kendi ayrı perişandır. Bu sahneler ve sonrasındaki dram yüklü yıllar ikisi için de zor geçer. Bu kadar ağır sözler, yitik yalnız kalış sonrası nasıl toparlanacaklardır?
***
Kitap gerçekten de çok güzeldi.
 Küçücük bir kız gözlerimiz önünde büyüdü, dünyayı tanıdı, intikam aldı, yaraladı- yaralandı. Erken büyüdü, erken olgunlaştı çünkü kader ona acımadı!
***
Çalışmalarımız devam ediyor bizi takipte kalın:)

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Nefretten Sonra'ya Özel Hediyeler - ÇEKİLİŞ Pudra Tozu & Ben Her Neysem O

Merhaba blogdaşlarım :) Ben her neysem o ile yaptığımız ortak çalışmamız adım adım ilerliyor.
2 şanslı takipçimize harika hediyelerimiz var. Nefretten Sonra kitabımıza özel temalı kolajlı bardak, anahtarlık ve yazarımızdan bizzat imzalı kitap. Daha ne olsun dimi :)
Bardakların üzerindeki kolajların daha net anlaşılması için de bir fotoğraf ekleyelim:) Kitabı okuyanlar için çokça anlamı olacaktır.
İmzalı kitap, temalı kolajlı bardak, kolajlı anahtarlık kazanmak için yapmanız gerekenler:
-  pudratozu.blogspot.com  (Ben) ve benherneysemo.blogspot.com bloglarını takip etmelisiniz.
- Facebook ve twitter adreslerinden çekiliş yazımızı paylaşmalı, paylaşım linklerinizle beraber yorum kısmına mesaj bırakmalısınız.
27 temmuz- 5 ağustos arası çekilişimiz devam edecek, 6 ağustosta da kazanan iki şanslı takipçimizin duyurusunu yapacağız. Kazanan arkadaşlar ne kadar çabuk bilgi gönderirse hediyelerine o kadar çabuk kavuşacaklardır.
Bu çalışmada hiçbir ticari boyut yoktur, Pudra Tozu ve Ben Her Neysem O bloglarına özel bir hazırlıktır.

Nefretten Sonra Tanıtım: Pudra Tozu & Ben Her Neysem O

 Merhabalar efendim, sonunda beklenen  gün geldi :)
 Nefretten Sonra  - FM Arsal zamanııı :)
Fatih Murat Arsal'ın ilk heyecanı, basılı ilk kitabı, bambaşka bir dünyanın aralanan kapısı birçok kişiyi bir araya getirdi. Bunlardan biri de kitap dünyasından sıkı dostum Ben Her Neysem O ile tanışmam oldu. Her şey sıkıcı bir eylül günü başladı desem çok mu klişe olur? Ebook ararken Zoraki Koca serisini keşfetmem, Aaa neler varmış araştırmasına girmem, yazarın basılmış kitaplarının izini sürmem ve kitapların yolundan arkadaşlığa uzanan bir hikaye sizlerle. Okumayı çok istedik, birçok yayınevine istekte bulunduk. Günlerce kitap hakkında mailleştik, telefonda konuştuk. Nefretten Sonra benim okumadığım tek FM Arsal kitabıydı, zamanla okumuş kadar oldum:) Şubat ayında bir umut ışığı doğdu ve ilk kararımızı aldık. Kitap çıktığı an alacağız, okuyup bölüm bölüm üzerinde konuşacağız. Şubat oldu nisan, kitap çıkmadı ama biz İstanbul'da ilk toplantımızı yaptık. Nisan oldu haziran kitaptan hala ses yok. Yazara yazıyoruz, yayıncıya yazıyoruz resmen bilgi dilencisi olduk. Şükür ki kanlı canlı, yeni kapaklı, basımı özenli bir Nefretten Sonra elimizde :) Hemen okuduk, notlar çıkardık, günlerce skype da konuştuk. Arkadaşlarımızı seferber ettik. Bir şeyi çok iyi idrak ettik ki insanın kafasındaki ile yansıyan aynı değilmiş. Sizler için yaptığımız hazırlıklar cidden çok yordu ama feda olsun bizi çok mutlu etti. Üzüldüğümüz anlar oldu, sevince boğulduğumuz günler, iyi kötü bu güne geldik. Gün bunları sizlerle buluşturma günü! :)
***
İlerleyen günlerde tahmin dahi edemeyeceğiniz bir sürprizimiz de sizlerle olacak :)
***
FM Arsal ve kitaplarına dair geniş bilgi için TIKTIK
Gün gün neler yapacağımızın da listesini verdik :) 
Hediyelerin bir kısmı  yarım saat önce elime ulaştı diğerlerini de beklemedeyiz. Takvimimize göre akşam saatlerinde görsellerle haberdar edeceğiz bizi izlemede kalın :) 


25 Temmuz 2013 Perşembe

Patatesli Yumurtalı KIRPIK Tarifi

Güzel, nefissss bir deneme ile sizlerleyim. 
Alışveriş yaparken kırpık gördüm, yumurtalı makarnalar genelde mantı hamuru tadı verdiğinden denemek istemezdim. Sıcaklar, ramazan derken elimizi kaldıracak halimiz yok. Pratik bir şey olsun deneyeyim dedim.
Patates Kızartması Eşliğinde Kırpık Tarifi:
Malzemeler: Yarım litre su, yarım paket kırpık, 1 tablet tavuk bulyon ya da yarım su bardağı tavuk suyu. 1 büyük patates, nane ve yoğurt.
Yapılış: Tencereye su, bulyon eklenerek kaynatılır. Bulyon eklenince ekstradan tuz eklenmez! Kaynayan suya yarım paket kırpık dökülür, ara ara karıştırılarak suyu çekene kadar pişirilir. Ben makarnayı genelde suyunu tam çekecek şekilde pirişirim. Patatesler kızartılır, bir kase naneli yoğurt hazırlanır. Sunuma hazırlanır.
Afiyet olsun =)
Tarih84

Mart Menekşeleri: Hasret Rüzgarı Estiren Yazar

Tek kelimeyle kitap: HARİKA!
Sarah Jıo, ilk kitabıyla muhteşem bir açılış yapmış. Yağmur Sonrası kitabını okuduğum, satırlarının büyüsünde uzun süre takılı kaldığım bir yazar. Yıllardır hiç bu kadar ağlamamıştım. Yağmur Sonra'sını okuyunca Mart Menekşeleri'ni de okumalıyım dedim. İlk cümlede bağlandım. Her an yanımda taşıdım, metroda ineceğim durağı kaçırdım, yeri geldi çalan telefonu görmezden geldim. Sarah Jıo'nun mektuplarla, günlükler ilişkisi muhteşem. Kitap bitti günlük kısmını sil baştan okudum. Kitap sayesinde ''Kaybolan Yıllar'' adlı eseri deli gibi merak ettim. Onu da okuyacağım.
Arkadya'nın kitap kapağına, iç sayfa düzenine hayranım. Çok çok kaliteli ilerliyor doğrusu. Kitap fiyatları da ulaşılır tebrikler.
Kitabın anlatıcısı bir yazar, aldatılmış, karmakarışık bir halde. Yazma isteğini yitirmiş. Yıllardır ihmal ettiği yengesinden aldığı bir mektupla çocukluğunu geçirdiği adada buluyor kendini. Bir günlük, adım adım ilerlediği dejavu misali tasvirler her anı daha bir heyecanlı kılıyor. Yüreğiniz buruluyor, gözler doluyor. İnanılmaz bir hikaye doğrusu.
Anladım ki Sarah Jıo bize şunu diyor: her ne yaşarsan yaşa, kalbindeki acı her nefes alışında dilim dilim kesse de dur, soluklan, gururunu görmezden gel, siyanını sustur sevdiğine şans tanı. Dur bakalım, gördüğüne, duyduğuna değil yüreğindekinin sözcüklerine şans tanı.
Mart Menekşeleri: Yüzüğü fırlatmadan sevdiğin ne açıklayacaktı bir dinleseydin,
Yağmur Sonrası: Hastaneye kadar gittin, yanına gidip gözükseydin,
BÖYLE Mİ OLACAKTI?
 ''Kaybolan Yıllar'' 
Kesinlikle okuyacağım!
***
Sarah Jıo: Satırlarını KADER bağlar, gurur aşkı yakıp yıkar, yüreği dağlar. Hasret rüzgarı estiren yazar. Sen yaz ben yine okurum yine okurum.
***

Mart Menekşeleri:

Bir kadının yüreği sırlarla dolu bir denizdir...

Gerçek aşkı yaşadığına inanan ünlü yazar Emily Wilson, kocasının başka bir kadını ona tercih ettiğini öğrenince, hayal kırıklığına uğrar. Tüm bu olanlara rağmen yine de tek bir damla gözyaşı dökmez.
Büyük yengesi Bee, Mart ayını Bainbridge Adası'nda geçirmesi için onu davet eder. Emily ruhunda açılan yaraların iyileşmesi umuduyla, bu teklifi kabul eder.
Adanın mistik havasıyla huzuru yakalamaya çalışan Emily, 1943 yılında yazılmış kırmızı kadife kaplı bir günlük bulur. Bu günlük onu geçmişin tozlu sayfalarına hapsolan gerçek bir aşk hikayesine ve altmış yıllık bir aile sırrına götürecektir...
Tarih84