23 Aralık 2013 Pazartesi

OKK 22. Blog Tur: 1950'lerde Ten Farkı - Irkçılık

 Ateşböceği Seri turuna devam ediyoruz. 30 yıllık bir dostluk hikayesi, bir ölüm ve geride kalanlar derken dönemlere de tanıklık etmiş oluyoruz. Serinin 2. kitabı Ateşböceği Şarkısı'nda ilk kitapta tanıdığımız hippi anne Cloud'un hikayesini öğreniyoruz. Cloud ile 1950li yıllara adım atıyoruz. Irkçılık üzerine derin bir etki bırakan kitap The Help - Duyguların Rengi bizlere Amerikan rüyası içinde zencilerin çilesini gözler önüne sermişti. Yine Pegasus Yayınları'ndan çıkmış harika bir kitap. Şiddetle tavsiye! 
50li yıllarda zenciler hayatın içinde 3. sınıf işçilik dışında yaşam alanları yoktu. Aynı tuvalete oturamaz, aynı lavaboda el yıkayamazdı. Sinemaya arka kapıdan girip çıkardı. Alışveriş kuyruğu ayrıydı. Hayatın her alanında tecrit bir yaşam vardı.
Amerikan kovboy filmlerine baktığımızda Kızıldereli katlini,  yerlilerin de yaşamdan soyutlanışını izliyoruz. Zenciler ve Kızıldereliler hakkında az çok fikrimiz var. Peki ya koyu tenliler? 
Ateşböceği Şarkısı bize ten rengine göre hayattan koparılışı anlatıyor. Cloud çok büyük acılar yaşamış, yolu tımarhaneye kadar uzanmış. Yürek parçalayan isyan ettiren bir acıyı taşıyor. Bir gün herşeyi kabullenmişken esmer bir delikanlı ilgisini çekiyor. Aşık oluyor.
Aşk onu hayata bağlıyor. Ve erken gelen hamilelik haberi ile işler değişiyor. Liseyi bile bitiremeden kaçıyor. Bulundukları yerleşim bölgesi her türlü ırkçılığı destekleyen bir zihniyette. Zencilere çocuklar emanet edilip bakıcılık yaptırılır. Yediğin yemeği bile onlara teslim edersin ama insan yerine koymazsın. Onlardan arta kalan angarya işleri de diğer göçmen ırklar üstlenir. Meksikalı aşık esmer genç de bu kategoride. Lise diploması da olmayınca günlük işler, mevsimlik işçilik derken fakir bir hayatta mücadele ediyorlar. Bebek doğduktan sonra hastalığı nüksedince Cloud dengesizleşiyor. Bir Meksikalıyı bir beyaz sevemez. Olsa olsa tecavüz ya da kandırmacadır mantığında halk üzerlerine gidiyor. Bir yaşamla oynanıyor. Yine ruhsal anlamda zor bir gün geçirince polis devreye giriyor. Meksikalı genç, tecavüzcü ilan edilip sevgilisinden koparılıyor. Sonrasında işler değişiyor. Hayatın içinde insan yerine konulmayan ama vatan (?) için savaşa gönderilebilen bir ikiyüzlülüğe şahit oluyoruz. 
Seni insan olarak görmüyor, acıların en büyüğünü yaşatıyorum. Ten rengin koyulaştıkça daha da eziyorum ama savaşa gitmeni kabul ediyor, benim için öl diyebiliyorum. İşte dünya bu kadar iğrenç.
50-60 sonrası hippi yaşam damgasını vuruyor. Savaşa hayır, ırkçılığa hayır, cinsel özgürlüğe evet ... birçok arayış isyanı kendi içinde bir kültür doğuruyor.
Dışlanan neslin bir sonraki kuşağı geleceği belirleyen kişiler oluyor. Bu da yaşamın ironisi. Amerika'nın başkanı bir zenci, yatacak bir karış toprak verilmeyen Yahudiler dünyanın tek söz sahibi. Bombalarla mutasyona uğrayan Japonlar teknoloji hakimi ... Anlamak zor :)
***
İnsanlığın unutulduğu, ırk ve mesheplere göre yaşam statülerinin belirlendiği adaletsiz bir dönemde kaybolmuş gençlerin hikayesi gözler önüne seriliyor.
***
Ateşböceği Şarkısı bir devam kitabından öte dönem yansıtıcı, yürek burkucu, hüzünlü bir öykü.

Hiç yorum yok: