3 Ekim 2013 Perşembe

Kitabımın Satırlarından Tariflerin Keşfi: OKK & Dr. Oetker'le Beş Çayı Davetimiz

Serseri Kalbim - Julia London (Martı Yayınları)
Zengin, tehlikeli, yakışıklı, geçmişi sırlar ve çalkantılarla dolu bir adam…

Yaşadığı bütün felaketlere rağmen dimdik ayakta kalmaya kararlı, genç, güzel bir kadın…
Düşmanca başlayıp karşı konulmaz tutkulara dönüşen bir aşk hikayesi…

Arthur'un şakakları zonkluyor uykular kabusa dönüşüyordu. Her gün her gece Düelloda kaybettiği arkadaşı, Regent Sokağı Serserisi hergeleyi düşünüyordu. Neden? Neden daha önce sıkıntısından bahsetmemişti, neden kendini ölüme itti, hangi akıl bu yatırımlara itti? Düşünüyor ve işin içinden çıkamıyordu. Her gece keşke diyordu o gece pes etmesem ve onu saçma inadından döndürebilsem. Giden gitmişti. Oğlunun kaybını Arthur'un üstüne yükleyerek hafifleyen acılı baba emretti. Oğlumun düştüğü batağı kurut, adını temizle. Borçları öde, şerefini geri kazandır. İşte Sutherland Dükü'nün ele avuca sığmaz oğlu, zevk sofralarının tadından işveli kadınların sıcak koyunlarından kalkıp İskoçya'nın tozlu, sarp yollarında buldu kendini. Gemi yolculuğunda ikram edilen taze kadınlar ya da otelde sunulan viskiler aklındaki hayaletleri kovmaya yetmiyordu. İşe yaramaz avukatı beklemektense bizzat kır arazilerine gidip arkadaşının ortağından borçları tahsil etmesini talep edecekti.
Her istediği önüne sunulan Dük oğlu senin de bilmediğin bir şey var KADER!
Kerry kocasının ölümü sonrası borç batağında yüzüyordu. Çirkin emellere alet olmamak için şehre gitmiş olumsuz geçen bir gün sonucu kendini kırların sapa yolunda bulmuştu. Yine türlü saça tesadüfler eseri Arthur ile yolları kesişti. Bu yolculuk sonucu sıradan vatandaş sanılan Arthur'u misafir etmeyi kabul etti. Misafirliğin bedeli olarak eşinin erkek kardeşi ile kır hayatında onlara yardım edecekti.
Arthur oyun gibi başlayan bu basit yaşama farkında olmadan alıştı. Kerry'nin büyüsüne kapıldı. Kadının kurtlar sofrasındaki mücadelesinde destek oldu.
Et, patates ve ekmekten oluşan basit akşam yemeğinin, Dükler kamarasındaki şık sofralara tercih ettiğini irkilerek fark etti. Burada her lokmanın bir anlamı vardı. Bir yanda Londra'nın şık sofraları, lüks ağızları, hafif meşref kadınları diğer yanda Glenbaden'in zorlu şartları.
Gün sonu akşam yemeği basit, sohbet keyifliydi. 
Yemek sonrası yenen KREM KARAMEL Cennetten bir yudum gibiydi. Bu kadar basit bir tatlı nasıl bu kadar büyük anlamlar taşıyabilirdi? O ki Fransız tatlılarını geride bırakalı ne kadar olmuştu? İngiliz sosyetesinin elit(!) sofralarında Beş Çayında yenen lüks ikramlarında alamadığı tadı aldı. Yoksa Beş Çayının eşsiz sofralarına şeker yerine dedikodu mu ekleniyordu. Anlam denilen sığlık bundan mı geliyordu?
Taşra hayatı zordu, Glenbaden'de her gün daha da zor. Arthur ne yapsa Thomas beğenmezdi. Şehirli züppe eline çekiç mi almış, taş mı kaldırmış ... Gün ortası ikindi saatleri havanın berraklığı bir ömür seyirlikti. Arthur düşündü Londra'nın gri boğuk havası mı, İskoçya'nın temiz dünyası mı?
Eş dost(!) bu saatlerce ince Çin porselenlerle ikram edilmiş çaylarını serçe parmaklarını kaldırarak zerafet içinde yudumluyor, hangi dedikodu çarkını işletsem hesapları yapıyordu. İskoçya'da ise birkaç taşla çevrilmiş halka içinde yakılan çalı çırpıya oturtulmuş çaydanlık fokurduyor, bakır kaplarla çay / kahve içiliyordu. Her yudum da tüm benliği ile yaşadığını hisseden Arthur yine çelişkiler ağıyla örüldü.
Basit, kuru, tahıllı, çerezli bir kurabiye kıtırdatırken renksiz çayı yudumlarken yaşamın anlamını keşfetmek. Gün bitiminde sevdiği kadına yürümek. Ya da Aristokrasinin entrikalarında boğulup mış gibi yaşamak mı?
Krem Karamel ve Kurabiye zamanda yolculuk, düşlerde seçim, bir hayatın gidişatında yön olabilir mi? Tatlı - TAT başlı başına bir anlam değil mi?
Ayrıcalıklı sınıftan basit bir yaşama geçişin esanslı tatlı anlatımı sizlerleydi :)
Tarifler bir sonraki yazımızda :)
Dr. Oetker'e desteğinden ötürü tekrar tekrar teşekkür ederiz :)

2 yorum:

Syhn dedi ki...

ayyy!!
ne güzel olmuş bu!
bu sofralara davetin için teşekkür ederm!!

tarih84 dedi ki...

Syhn: :)