30 Temmuz 2013 Salı

Fatih Murat Arsal'la Röportaj - Bir Pudra Tozu & Ben Her Neysem O Ortak Çalışması

Arkadaşlık temelimizi atan Nefretten Sonra kitabının bize özel, bizim penceremizden özgün çalışmamızın sonuna geldik. Tabiii bir sürprizi saklı tutmak da istedik çok yakında:)
Şimdi sıra röportajda, akşama bir ek yazı ile sizlerleyiz takipte kalın:)

Merhaba, 
Öncelikle röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Daha önce yapılan keyifli röportajlarınızı okumuştuk. Aslında en merak edilen sorular soruldu, en merak edilen konular konuşuldu. O nedenle aklımıza takılanlar üzerine  bir röportaj olacak bu…

1-      Nefretten Sonra’nın 2. baskısı ek bölümlerle ve yenilenen kapak ve içeriğiyle okuyucuyla buluştu. Tebrik ederiz. Yeni baskıyı elinize aldığınızda ne hissettiniz?

Tarif edilebilecek bir şey değildi. Bayıldım!.. O kaptaki kızı bulmak için çok uğraşmıştım. Hatta o kız önceleri sarışın ve renkli gözlüydü. Ama hayal gücümde esmerleştirdiğimde, Natalia diye bağırıyordu. Önce ben resim üzerinde oynayıp esmer bir hale çevirdim. Sonra o haliyle yeni okulumdaki fikrine değer verdiğim birkaç arkadaşa gösterdim. Olumlu yanıt alınca da yayınevine gönderdim. İşin aslı sarışın olduğu için önce orada da olmaz gibi bir düşünce oluştu. Ama grafikerimizin başarılı çalışması ile resim düzenlendi. Hatta bu genç kızın üzerindeki minik bir iki ben, nokta ve dudakları bile düzenlendi. J Arka fona da desen ve sıcak bir renk eklendiğinde, Natalia’nın ateşli kişiliği ortaya çıktı. Bunları hep son dakikasına kadar takip ettim. Güzel olacağını biliyordum. Özenildiğini biliyordum. Ephesus bana söz vermişti. Hem de ben bir söz istemeden... Çok güzel bir kapak yapacağız sana demişlerdi. Bu da bana olan sevgilerinin ve desteklerinin bir belirtisiydi elbette. Yoksa ne gerek vardı o kadar masrafa? Daha pahalı bir kapak için uğraşmaya?..

Ama... Ama onu ilk olarak elime aldığımda... çenem kilitlendi. Kalbim pır pır atmaya başladı. Beklediğimden bile öte bir şeydi. Adeta çerçeveletip duvara asılacak bir iş çıkmıştı. Bilmiyorum daha kaliteli ve güzel yapılabilir miydi? Ben görmemiştim... Belki de benim yavrum gibi olduğu için güzel geliyordu. Neticede ben bayıldım. Aklımdaki kapağın bile fazlası olmuştu. Umarım herkes beğenmiştir.


2-      Daha önce yayınlanmış e-kitaplarınızın basılacağı da artık bilinen bir şey. Başlarda Zoraki Koca Şahane Gelin 1’in basılacağı konuşulurken şimdilerde Anlaşma ve Beni Bırakma kitaplarının da adı geçiyor. Hangisinin önce basılacağı konusunda kesinleşen bir şey var mı? Sizin gönlünüzden geçen hangisi ?

Benim gönlümden hepsi geçiyor elbette. J Ama bir sırası olmak zorunda doğal olarak. Beni Bırakma kahramanları biliyorsunuz bu ekibe sonradan dâhil oldu. Günlük paylaşımlar halinde başlamıştım ve nasıl olduysa Akın o güleç, Doğan’dan bile pervasız olan neşeli haliyle hayatımıza girdi. Önceleri bağımsız olmasını düşünmüştüm. Ama sonradan o üç adama zıt karakterli bu kişiyi onlara ortak yapmak aklıma geldi. Belki de günlük yorumlardan aklıma gelen bir şeydir, hatırlamıyorum. Fakat diğer kitaplar basıldıktan sonra bu adamın diğer üçlünün devamı olduğunu yayınevine söyleyemedim. Utandım da... Çünkü biz onlarla anlaştığımızda, çıkmış kitaplarımı basma gibi bir düşünceleri yoktu. Nefretten Sonra ve Seni Sevmek İstemedim onlar için bir riskti. Yeniden basılması kârlı olmayabilirdi. Buna rağmen beni memnun edebilmek için üçlüyü yeniden basmayı kendileri önerdi. Çok şükür ki yeni basımlar beni utandırmadı. Yayınevinin patronu Mustafa Bey, inanılmaz dikkatli ve birçok şeyi aynı anda takip edebilen bir adam. Eylül ayı için bir eski bir yeni kitabı basmayı planlamıştık onunla. Ben Zoraki Koca1’i düşünüyordum ama o Anlaşma’yı duymuştu. Ben zaten ikisi arasında kararsızdım. Sonuçta Anlaşma olsun dedik. Fakat bir süre önce pat diye beni aradı. J Bu adamların bir dördüncüsü mü var dedi... Ha ha... Neredeyse azarlayacaktı beni. Ben de evet, var dedim. Onu da basalım dedi. Öyle mutlu oldum ki. Bu tip şeyleri insan ancak kardeşinden bekler. Bana duyduğu bu yüzde yüz güveni çok seviyorum.


Sonuçta Beni Bırakma öne alındı. Ama Eylül ayı sonundaki biri yeni biri eski iki kitap basılması konusu tamamen ortadan kalkmadı. Hangi eski kitabın basılacağı da sanırım bir süre sonra belli olur. Ben teslim tarihi Eylül diyorum ama baskıya hazırlanması daha uzun bir süreç. Benim teslim sürem o inşallah...


3-      Doğan karakteri çoğu hikayede kilit ismi oynuyor. Aşıkları bir araya getiren, ara bulan kişi genelde kendisi. Bu  Doğan’a sizin biçtiğiniz bir rol mü, yoksa sadece tesadüf mü? Onu diğer erkeklerden ayıran bu şey ne olabilir?

Ben Doğan’ın pervasızlığını, alaycılığını seviyorum. Aklına geleni söyleyen, aşka inanmayan, bu yüzden arkadaşları ile dalga geçen, onların iyiliği için onların sevdiği kadınlara bile sert çıkan ama bir yandan da o kadınları ağabey gibi kollayan enteresan bir karakterdi. Fakat aşka inançsızlığı yüzünden minik bir cezayı da hak ediyordu. Sağda solda ettiği lafları ona yedirecek bir kız yazmaya karar verdim. Pınar böyle çıktı ortaya... Güçsüzken bile güçlü olan bir kadındı. İnatçıydı. Öfkeliydi. Dik bakışlıydı. Zor anlarda bile dalgacıydı. Ve deli gibi Doğan’ı kıskanıyordu. O vahşi esmer kitap içinde gittikçe gücünü arttırdı. Hatta acı olaylarla birlikte,  zamanla erkek karakterine diğer kızlardan çok daha fazla acı vermiş bir kadın karakter oldu. Doğan’ı kitapta bilerek zorba gibi yazdıysam da, iç dünyasında ne kadar naif bir insan olduğunu okurlar hemen gördüler. Çektiği acıya üzüldüler. Ben de biraz sert mi davrandım acaba dedim... J O yüzden kendimi affettirmek için sağda solda onun mutlu olduğu, eskisi gibi pervasız olduğu anları gösteren sahneler ekledim. Ve tabii ilginç ki okurlar bu sahnelerden bile zevk aldılar. Pınar’a kızsalar da sonunda mutlu olacaklarını bilmenin verdiği bir keyifle Doğan’a parmak salladılar. “Sen konuş bakalım Dodo Efendi! Bu lafları bir gün birisi sana yutturacak!” dediler.


4-      Benim favori FMA erkek karakterlerim Karahan ve Yavuz’ken, Pudra Tozu’nun Doğan ve Tahir. Peki sizin yazarken daha çok zevk aldığınız ya da torpil geçtiğiniz bir erkek karakter var mı?

Ben de Kara’yı yazarken çok zevk almıştım. J Ama ilk göz ağrım olan Osman benim için özeldir. Bazı özellikleri de bana benzer. Fakat ona da hiç torpil geçmedim. Ettiği her kaba laf için Gülay’ın yerine ondan minik intikamlar aldım. İçine huzursuzluklar, pişmanlıklar ekledim. Torpil geçtiğim birisi var mı? Düşündüm bir an... İnanmayacaksınız ama üzerinde en keyifle durduğum kişi, Çığlık kitabındaki Boran’dı. Onu yazarken aklımda öyle etkileyici bir adam vardı ki... Kahramanlarımın hiç birisi onun gibi sadece bakışıyla, duruşuyla insanları etkileyemiyordu. Bence yani... Belen’in nasıl ürperdiğini hâlâ hatırlarım. Zeki, alaycı, korkusuz birisiydi. Aynı Doğan gibi istediğinin peşinde koşabiliyordu. Çığlık romanının şansızlığı kısa oluşuydu. Sevgililer gününe yetiştirmeye çalışmıştım galiba. Çok istek vardı. Ama bu ileride avantaja dönüşecek bir dezavantajdı. Çünkü ona öyle güzel bölümler ekleyeceğim ki, kitap olduğunda insanlar gözlerine inanamayacak. J

Bunun dışında sanırım tüm karakterlerimi seviyorum. Bana itici gelen bir erkek karakterim olmadı hiç. Ateş’i yazarken bile baştan neler olacağını duyurmuştum. Onu kötü birisi gibi yazacaktım. Bunda o kadar başarılı oldum ki, paylaşımlarda onun nezdinde beni eleştirenler oldu. J Sanki gerçekmiş gibi...

5-      Tüm FMA kadınları denize düşse ilk hangisini kurtarırdınız? (P.S: Şunu çünkü öteki yüzme biliyor cevabı kabul edilmemektedir. :)

Ha ha. J Merak etmeyin öyle kısa cevap vermem. Açık olmak gerekirse, Gülay benim aşkım... Onu seviyorum. O nasıl bir kadındır öyle? Onu da eleştiren birkaç kişi oldu. Ateşli kadın okurlar onu pasif buldu. Ama yemin ederim bin erkeğe okutun bu romanı belki bir kişi Gülay’dan etkilenmeden kitabı bitirebilir. Elbette diğer kadınlar da benim için özeldi. Mücadeleci, inatçı, güzelliklerinin ötesinde çekici kadınlardı. Ama Gülay başka... Belki de ilk romanım olduğu için... Onu hatırladığımda kalbim sevgiyle doluyor. Tarif etmek zor. Benim için o yaşıyor gibi bir şey...

6-      “İyi ki yazar olmuşum ve cesaret edip ilk kitabımı yayınlamışım.” Dediğiniz ve “Keşke bu işlere hiç girmeseydim.” Dediğiniz anlar oldu mu? Olduysa öğrenebilir miyiz?

Asla “İyi ki yazar olmuşum” demedim. Ben hâlâ kendimi tam bir yazar olarak görmüyorum. Zevk için yapılan bir şeyde “olmaya” uğraşılmıyor. Kendi istediğim gibi yazıyorum ve benim tarzımı sevenlerin okumasını istiyorum. Kimsenin başına silah dayamıyorum. Buna rağmen bir kitabımı son satırına kadar okuyup da beğenmedim diyenlerle ve hatta sağda solda alay edenlerle karşılaşıyorum. Üzülüyorum elbette. Kadın bir yazar olsaydım çok farklı olacağını da biliyorum. Erkek olunca durum değişiyor. Kimseyi kendime rakip görmediğim halde beni rakip görenler çoğalıyor. Rakip görmüyorum derken, onlardan daha iyi yazdığım manasında değil. Ben bir yarış içinde değilim ki. Siz benimle niye yarışıyorsunuz? Ben zevk için yazıyorum. Yarışmak için değil... Bir şey ispatlamak için de değil. Ama bazı ayak oyunları görünce gerçekten üzülüyorum. Evet, çok kere keşke yazmasaydım dediğim anlar oldu. Veya yazdıklarımı paylaşmasaydım... Bir şey zevk olmaktan çıkınca, sıkıntıya dönüşüyor. Çok şükür sürekli artan bir okur kesimim var. Ve kemikleşmiş iyi okurlarım... Sizin yaptığınız gibi beni müthiş sürprizlerle onurlandıranlar var. Bunları da görünce iyi ki bırakmamışım diyorum. J Gün geçmiyor ki sayfamda benden bağımsız tatlı bir sürprizle karşılaşmayayım. J O zaman tüm yorgunluklar ve sıkıntılar uçup gidiyor.

7-      Diğer röpotajlardan eşinizin yazdığınız kitaplara tepkisini az çok biliyoruz. Peki, akraba, arkadaş, öğrenci çevrenizden ne tür tepkiler aldınız? Bunlar sizi ve yazdıklarınızı nasıl etkiledi?

Akrabalarım çok kalabalık değil. Sadece kardeşlerim ve onların çocukları var. İlk anda sanırım onlara da biraz inanılmaz geldi. Hatta okumaya başladıklarında, karakteri benimle özdeştirdikleri için belki dikkatlerini vermekte zorlandılar. Ne de olsa yazarı benim ve kahramanlar birkaç yönden bana benziyorlar. Erotik yazmamın da etkisi var mıdır bilmiyorum. Ne yeğenlerim ne de bir başkası bu konuda tek kelime etmedi.  Belki huysuz bir ihtiyar olmamın da etkisi vardır. J Ama sonraları yeğenlerimin beni telefonla aradıkları, gurur duyduklarını söyledikleri günler oldu. Hatta bir tanesi bir imza günümden sonra ağlamıştı gururundan. Ablamlar ve eniştemler bile bana destek çıktı. Arkadaşlarıma önceleri söylemiyordum. Arkadaşlarım arasında ilk duyan ve destek çıkan Elazığ’dan Sinan Hoca oldu.

Sinan Hoca bu iş belli olduğunda, “Hocam, sen bu işi yaparsın. Bu iş tutar!” diyerek bana olan saf güvenini içtenlikle belli etti. Ardından Akın Hoca ve birkaç değerli arkadaş daha... Hatta başka okullardan hocalar beni gördüklerinde yanıma geldiler ve nedensiz bir şekilde destek verdiler. Burada ilginç bir anım daha var. Boşanmak üzere olan bir çifte, Seni Sevmek İstemedim’i benden imzalı olarak hediye eden bir okul müdürü vardı. Kitabımı okumalarını ve içeriği sayesinde onların ayrılmamalarını sağlamaya çalışıyordu. Kitaplar ne işlere yarıyor değil mi? J Öğrencilerim için ise durum nedir bilmiyorum. Genellikle onlara duyurmak istemiyorum. Elazığ’da söylememeye gayret ediyordum. Ancak bir şekilde duyuluyor işte. Burada da söylememeye çalışıyorum. Çünkü bu okulda yeniyim. Öğretmen arkadaşlarımın ve öğrencilerimin beni bir yazar olarak değil, bilgi sahibi bir insan olarak görmelerini istiyorum. Çalışma arkadaşlarımın benden çekinmemelerini ve bir yazar olarak değil de bir meslektaş olarak görmelerini istiyorum. Diğer türlü benden uzak kalmaya çalışacaklarını tahmin ediyorum. 

Özetle şimdiki okulumda da roman yazdığımı öğrenenler oldu. Hatta okuyup bana dönüş yapanlar bile oldu. Ve ne mutlu ki erkekti çoğunluğu. Neticede ne ailemden ne de çevremden olumsuz bir tepki almadım. Çünkü ben hâlâ kişilik olarak değişmediğime inanıyorum. Hâlâ roman yazmaya başlamadan önceki Fatih Hoca’yım. Şimdi sadece çok daha fazla dostum var.J 

8-      Gelecek planlardan konuşalım. Aklınızda yeni bir hikaye var mı, yoksa eski kitapların ek bölümleri üzerine mi çalışacaksınız? Okurlarınızı neler bekliyor?

Altı ayda bir yeni kitap planı var yayınevim ile. Bunu yapabilirim. Hatta yılda üç kitap bile yazabilirim. Hızlı yazarım. Ama kendimizi eskitmemek için belki de yılda bir yazmak lazım. Eylül sonuna yeni kitabımı teslim edeceğim. Aynı anda da eski bir kitabımı belki de ek bölümlerle çıkacak... Beni Bırakma hariç hepsi ek bölümler yazılmaya müsait. O çok kalın zaten. Okurlarımın önerilerini, fikirlerini hep dikkate alırım. Yazdıkları her mesajı okurum. Beni yönlendirdiklerini hissettiririm. Ve yönlenirim de gerçekten. Birçok kitap kurdu var. Faydalanmamak olur mu? İnşallah hep beraber daha iyi romanları da görürüz.

9-      Çalışmamız özellikle içerik olarak size de biraz sürpriz oldu. Bu çalışma hakkında  ne düşünüyorsunuz? En etkilendiğiniz ayrıntı ne oldu?

Sürprizdi hakikaten. Bana neredeyse mantıksız gelen bir sevgi, ilgi, çaba, kocaman bir emek... Teşekkür etmekle bile yetersiz kalınacak bir sürpriz. J Şımarmamak için günlerdir ne kadar çaba harcadığımı bilemezsiniz. Çalışmanızda her bir şey detaylı, ayrıntılı... Kıyaslamalar, özetler, incelemeler, resimler... Ben her kitabımın içine çok ince ayrıntılar koyarım. Bunu dikkatli okurlarımın göreceğini de bilirim. Kahramanlarımın ruh hallerini çoğu zaman sözle değil davranışlarla veririm. Bunların bile keşfedildiğini ve bu çalışmada yer aldığını görmekten mutlu oldum. Ve Natalia ile Tamer’i adeta yaşıyorlarmış gibi hissettim. Bir roman yazarı için daha güzel ne olabilir? Gerçekten teşekkürler... Bu temiz sevgiyi hak etmek biliyorum ki çok zor. J  Mutluluktan ziyade gururluyum.

10-  Bitirirken okurlarınıza söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

Sonu mutlu biten aşk romanları yazarından minik bir uyarı sadece... Size ait bir cümle. J
Dikkat! Diğer kitap karakterlerinden biri karşınıza çıkabilir!"

Ailemiz büyüyor çünkü... J Herkese teşekkürler. Umarım cevaplar doyurucu olmuştur.



Teşekkürler ve iyi çalışmalar J
Pudra Tozu & Ben Her Neysem O



3 yorum:

Syhn dedi ki...

yazarı henüz okumadım bir gün okumayı da düşünüyorum.
röportajı sevdim tabii kitap muhabbeti karakter yorumları bana uzak olsa da yazarın yaşantısına dair bilgiler, yazarlığını önplanda tutmak yerine ğiti kişiliğini tutması, eleştirilenlere üzüntüsü... naif geldi bilemiyorum.

La Fea dedi ki...

Aynen Seyhana katılıyorum. Samimi buldum bende Fatih Hocayı :) Okuyayım kitabını bir gün ben de yorumlarım :)

Eda Demirel dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.