19 Haziran 2013 Çarşamba

Canan Tan: Hasret - Aşkı Kadın Taşır Erkekler Teferruattır

Gerçek bir olay, uzun araştırmalar sonucu oluşan bir eser. Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet öncesi döneme uzanan yaşanmış bir hikaye. Aşk ve ömür boyu sürecek bir hasret.
Okurken can yakıyor, lanet ettiriyor. Birçok konuda isyan ettim doğrusu ama işte olan oluyor. Allah değiştiremeyeceğime sabır eylememi ihsan etsin diyoruz da bundan ders alıp kendimiz değişmek için neden adım atmıyoruz. Yüzyıllardır aynı olay Aşkı kadın taşıyor erkek teferruat kalıyor. Her fedakarlık her zulüm her acı kadına, yeter!
Kitabı okurken Fatiş Hatun'un yaptıkları diğerlerinin sessiz kalışı dini- gelenekleri- insanlığı sorgulattı. Geçmişten gelen bir hikaye olabilir ama günümüzde de durum pek de farklı değil. 
Asıl can yakan da bu ya.
Kitabı okurken dinlediğim müzik:
Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın
Ahhhh ahhhhhhh
Hasret mi ÖLÜM mü deseler
Ölümü seçerdi
Tereddütsüz
Hiç gözünü kırpmadan
Ama ona soran olmadı ki...
Gittin...
Bir yemin kaldı aramızda
Yarısı senin
Yarısı benim...
Kitap Tanıtım Özeti:
Müslüman bir bey oğluyla bir Rum kızının tüm engellere rağmen filizlenen sevdası, önüne çıkan ne varsa yakıp yıkacak güçte bir kora dönüşür. Ancak ayrılık kaçınılmazdır.

Lozan Antlaşmasının öncesinde imzalanan Mübadele Sözleşmesi, bir buçuk milyona yakın insanı yerlerinden yurtlarından ederken, geride parçalanmış hayatlar, boynu bükük aşklar ve nesiller boyu sürecek hasret hikâyeleri bırakacaktır.
Tıpkı Tacettinle Patricia'nın hikâyesi gibi...

***
Bir mübadele kitabından öte bir AŞK, bitmeyen HASRETin hikayesi.

Canan Tan: Hasret - YORUM:
Okurken içiniz parçalanıyor son sayfalarda göz yaşlarınızı tutamıyorsunuz.
''Babam, benim baba  ... ne kadar çok su var ... bu evlerin duvarları yok''
Tarihi bilgi içeren romanları okumayı sevmiyorum yıllarca gerek eğitim gerek iş sebebiyle tarihe gömüldüğüm için okumak istemedim önce. Bir arkadaşım oku mübadele dönemine değiniyor ama tarihe boğmuyor bu kitap aşkı anlatıyor dedi. Dibine kadar aşk vardı da acı da buram buram sardı:(
Tacettin yörenin önde gelen köklü bir ailenin tahsil görmüş şımartılmış yakışıklı küçük beyi.  Analığı ve babasının, kardeşlerinin göz bebeği. Hükmetmeyi seven bencil dediğim dedik annesinin kıymetlisi. Ayrımcılık bilmeyen en yakın iki dostu biri Rum biri Ermeni ile günler geçmekte.
Omorfia zamanında ailelelerin karşı çıkmasına karşı sevdalısı Dimitri'ye kaçmış erken yaşta dul kalmış başı dik namuslu bir meyhane işletmecisi. Biricik kızı göz bebeği Patricia.
Tacettin ve Patricia birbirlerine kara sevdalı gençler. Birbirlerine tutkun. Bir gari müslimle günümüzde bile evlilik zor iken bir de o dönemi düşünün ayırmak için elde ne varsa çabalanıyor. Fatiş Hatun, Tacettin'in annesi kıyametleri koparıyor.
Omorfia aşkı da sevdayı da biliyor kızına mani olmuyor. Kızlar annelerinin kaderini yaşar diye boşuna dememişler. Patricia ve Tacettin aşkı ilerlerken araya mübadele giriyor. Ayrı düşüyorlar bitmeyen bir hasretlik.
ALINTILAR:
- Sabaha güvenme! Güneşin kimler için doğacağını bugünden kestiremezsin...
- Toprak dediğin nedir ki? Bir doğduğun yer, bir de mezarın. İkisinin arasında bastığın, ha burası olmuş, ha Urum illeri. Fark etmez. Gideriz! Ama başımızı eğmeden...
-Doğduğumuz, büyüdüğümüz, bin bir sevinç ve üzüntüyle yoğrularak üzerinde yaşadığımız memleketimizden koparılıp, bilmediğimiz diyarlara göçüyoruz. Ve o diyarların adına VATAN diyoruz. Köklerinden sökülmüş ağaçların başka topraklarda kök vermesi kolay mı?
- Gideceksiniz! demişlerdi birileri ama GELİN diyen olmamıştı.
- Hasretler vuslat umudunu koyunlarında taşır.
UYARI: Buraya kadar okuyup bırakabilirsiniz çünkü kendimi buradan sonra tutamayıp birkaç şey anlatacağım.
- Tacettin efendi madem aşkından ölüyordun mahvoluyordun neden ailene eşrafa karşı gelemedin neden gitmelerine izin verdin?
-Madem yapacak bir şey yoktu neden aşkına sadık kalamadın?
***
Müslüğmanız dinimizde bayramda küslük olmaz- peki ama bu küslüğü yaratan aile büyüklerinde hiç mi suç yok. Büyük diye dinimiz böyle görüyor diye yaptıkları yanına kar mı? Bu nasıl vicdan masum bebeğe bile acımamak.
-Hacı olmuşsun da adam olamamaışsın ne karına sözün geçti ne de torununa sahip oldun. Ali'den esirgediğin ezanı Doğan'a okudun bu mu büyüklük bu mu adalet lanet olsun!
***
Bir tarihçi olarak dönemi biliyorum, belki ilk başta olmasa da 3-4 yıl içerisinde Tacettin, varlıklı bey oğlu devlette iyi konumdaki adam olarak bir şekilde sevdiklerinin peşine düşebilirdi. En azından sağ mı değil mi?
Yani HASRET miş öyleymiş böyleymiş geçin Allah aşkına beter olsun.
Hasret dediğin yalnızlığı katık edip sadık kalmaktır. Kalamıyorsan sadece anılar ve anıların getirdiği sızıdır böyle hasret olmaz.
Bir hasret bir aşk varsa bunu taşıyan sadece ve sadece Patricia'dır. Zaten bu kitabı Omorfia, Patricia ve Ali için okuduğuma değdi diyorum.
-------
İyi okumalar efendim =)
Tarih84

2 yorum:

Joey Potter dedi ki...

Hep kadınlar, hep kadınlar dediğin gibi. Sevdiği adam uğruna ailesini, ülkesini bırakıp giden de kadınlar. Din değiştirend de kadınlar. Acı çeken, fedakarlık yapan kadınlar. Erkek iki sızlanır geçer. O acı çeken, unutamayan erkek modelleri ancak eski Türk filmlerinde Ediz Hun'un canlandırdığı adamlarda bir kitaplarda kaldı. O çok istenen gelinler de Allahın sopası yok canlarına okuyor ailelerinin. Oh olsun :)

tarih84 dedi ki...

Joey Potter: o kadar doğru söyledin ki! Bence de oh olsun da ben yine de kadın karakterlere üzülüyorum:(

Çok ağlattı çok hala aklımda takılı kaldı.