12 Nisan 2013 Cuma

Okuyan Kızlar Kulübü 2. Blog Turu - Kaçığın Kızı : Megan Shepherd (YORUM)

Okuyan Kızlar Kulübü Blog Turu - Kaçığın Kızı devam ediyor.
Korku-gerilim ögeleri ile bezeli kitabımızı yorumlamadan önce küçük bir uyarıda bulunmalıyım.
Kitap nedir, bir tanıyayım derseniz tanıtım için  tıktık
Kitap iyimiş bir de biraz okuyup fikrim olsun derseniz ön okuma için tıktık
***
Blog Tur Takvimi:
12 Nisan 2013
Yorum: Pudra Tozu(ben)
Yorum Durağım
The Reading Lady
Playlist:
Pudra Tozu(ben)
Kitapta geçen mekanlar:
Kütüphanemden Kitap Manzaraları

Bu aşamadan sonra kitap hakkında geniş bilgi vereceğimden. Kitabı okumak isteyenler, kitap okuması bitince blog yazıma bakabilir. Kimsenin hevesini kaçırmak istemeyiz dimi:)
***
Kaçığın Kızı / The Madman's Doughter : Megan Shepherd (YORUM)
Kitabımız 1880li yıllarda İngiltere'de geçiyor. Juliet Moreau elit sınıf mensubu hayatı toz pembe sınırlarla çizili küçük bir kız. henüz 10 yaşında. Hayatta tek endişesi piyano notalarını doğru basabilmekten öteye geçmemiş.  Tabi her ailenin bir de iç yüzü var. Erkek çocuk olmadığı için çok sevdiği babasının yaşamından bir adım geride tutuluyor. Bu boşluğu kendisinden 2 yaş büyük hizmetçinin oğlu dolduruyor. Dahi mi kaçık mı bilinmeyen doktorun bir çeşit çırağı Montgomery. İlk kalp ağrısı ilk heyecan sarışın dalgalı saçlı çocuk. Bir gün babasının deneylerinin vahşice eleştirilerek skandala dönüşüp meslekten dışlanması ardından hapis ya da idam için aranması sonucu doktor kayıplara karışıyor. Genç bir anne küçük bir kız beş parasız skandalla damgalanmış toplum dışı ilan edilmiş şekilde ortada kalıyorlar. 
Annesi kızını ve kendini geçindirebilmek için yaşlı bir adamın metresi oluyor. Anne ağır bir hastalık geçirip ölünce kızımız babasının eski bir arkadaşının yardımı ile King Üniversitesinde-bir zamanlar babasının hoca olduğu yer- ameliyathaneleri temizleyen ucuz işçi oluyor. Kızımız sokağa düşmemek için çabalarken bir yandan da tacizden kaçıyor.
Bunca yıl geçip toplumdan silinmesine rağman dostluk ölmemiş, kızımızın arkadaşı Lucy ona bir parça nefes sağlamak için kuzeninin partisine davet ediyor. Bir dizi olay sonucu bir ameliyathanede bir tıp deneyinin içinde buluyor kendini. Babasının uyguladığı yöntem ve babasının el yazısının bulunduğu şemaları görünce deliye dönüyor. Acemi cerrahların acı çektirdiği tavşanı görünce acıyı dindirmek için alıyor eline baltayı koparıyor hayvanın kafasını. İkinci şok da burada yaşanıyor. Tıp öğrencilerinin yapamadığını bizim kız yapıyor. Acaba babası gibi o da kaçık mı? Babasının kanı onu zapt mı etti? Bu notlar da nereden geldi? Yoksa .. yoksa babası yaşıyor mu?
Günler ilerlerken iş yeri tacizi son noktaya geliyor bir deli damar da orada atıyor ve bir cerrahı yaralıyor. Artık çıkış yok! Babasını bulma umuduyla başlıyor notların kaynağını araştırmaya. Karşısına  Montgomery çıkınca afallıyor. Evin uşağı yerine iyi giyimli yakışıklı genç çıkıyor karşısına. Bir şok daha! Israrlar ve inat sonucu babasının yaşadığını ve uzak bir ülkede ıssız sayılacak bir adada olduğunu öğreniyor. Geçmişte neler olduğunu bulmak için, bunca yıl cevapsız kalmış sorular için yola çıkıyor.
Yolculuk esnasında gemisi batmış ve tek kurtulan neredeyse yarı ölü bir adam kurtuluyor, Edward. Ahhhh Edward kitap sonuna dek Edward- Montgomery arasında gidip geldim. Ben bile seçim yapmakta zorlandım.
Neyse bir şekilde adaya ulaşıyorlar. işte olay burada başlıyor. Ada, kaçık baba, esrarlı olaylar, garip insanlar ...
Kitabın son sayfasına kadar heyecandan yerimde duramadım. Bir yandan aklıma yatmayanlar bir yandan cevaplanmamış sorular devamlı beynimde döndü.
Kitabı okurken korku-gerilim beni abur cubura ittti:(
Birçok fizik teorisi, insan yaradılışı, dini bakış ... çok konu bir arada işlenmiş. Öyle ki son ana kadar aklınıza gelen ama konduramadığınız şeyler cevaben önünüzde duruyor.
Bilmek her zaman da iyi olmuyor.
Bilim her zaman insanlık yararına kullanılamıyor.
Kızın kendine dair şüpheleri, aşka dair acı çekmesi, ikilem, aile-yuva özlemi, sığınacak tek dal bulamayışı çok üzücüydü:(
Aklıma Takılanlar: Bunu yazıp yazmamayı çok düşündüm, başta spoiler uyarısı verdiğim için bu kadarını da yazayım dedim. İnsanın hayvanileşmesini anlarım, vampiri, kurt adamı, büyüyü bile kabul ederim de bu adadaki evrimleşmeyi mutasyonu pek sindiremedim. Hayvan türünü hayvan türü ile birleşmesi mümkün. Hayvanların klonlanması ya da domuzların üzerinden doku eklem oluşturulması da gerçekleştiriliyor da işte ufff nasıl demeden desem adadaki değişim mantık ötesi gibi. Yine de göz ardı edip heyecanla okutuyor kitap.
İkinci aklıma takılan adam beş parasız ailesini bırakıyor ama yıllarca malzeme alacak parayı bir şekilde buluyor. Açıklanması gereken çok şey var ve kitabın sonu bu böyle bitmez dedirtiyor. DEX yayınları dünya ile aynı zamanlarda bizlere kitapları ulaştırmaya çalıştığından ileride neler olacak kestirmek zor. Kitap çok yeni ve devamı geleceğine dair inancım tam. Merakla bekliyorum.

Hayata Dair Notlar: 
Dr.Moreau'nun kendi kanından canından insanları bırakıp ölü mü diri mi bilinmeze düşürmesi bile adamın ne mal olduğunu ortaya seriyor. Ama kan işte çekiyor ve kimsesiz kalmak ya da yalnızlık, sevgiye açlık baba şefkati arayış birçok şeyi görmezden geliyor. Kızın psikolojisini belki de en iyi anlayabilecek kişilerdenim. Bildiğim tek şey ister aile ister bir başkası olsun eğer ortada bir yamuk varsa savunulacak bir tarafı yoktur. Ama babam... ama iyi bir insan .. ama bir çok kişiye faydası vardı ... ama ... ama ... ama..
Bir çok ama bulunur, inanılır ya da inanmış gibi yapılır sonu hep darbedir. Kızımız başta bazı şeyleri kabul etmiş olsaydı bu kadar acıların içinde kalmayacaktı.
Hayat her şekilde zor:(
Kitap şiddetle tavsiye. Gerilim-korku yaklaşmayan beni bile etkilediğine göre vardır bu kitabın da bizlere diyeceği bir cümle.

İyi okumalar:)
Tarih84

Hiç yorum yok: