30 Kasım 2012 Cuma

Teknosa ile Mutfak Günleri / Ender Saraç - Başak Sanaç

17 Kasım 2012 - Teknosa Mutfak Günleri etkinliği için davet edildim. Teknoloji üzerine bir etkinlik haberinden sonra Ender Saraç ismini duymak beni çok mutlu etti. Şef Başak Sanaç'ın da tarifleri ile güzel bir gün geçecek dedim. Başak hanımı öncesinde tanımıyordum. Netten hakkında edindiğim bilgi ile saygın bir isim dedim. Etkinlik öncesi, etkinlik ve sonrasında takdirimi kazandı. İçten, yapıcı işe hakim ve hamarat bir bayan. Kardeşi de o gün bizlerleydi, Başak hanıma yardımları için kardeşine de bir teşekkür bizlerden:)
ENDER SARAÇ: Tam bir orkestra şefi. Gün boyunca kendi dalı olan yaşam ve sağlıkla ilgili bilgiler vermekle kalmadı, etkinliği baştan başa kontrol etti. Teknosa'nın asıl mesajını bizlere kendisi iletti. Bunca çalışanı olan bir firmanın eksiklerini kapatmak için var gücüyle mücadele etti. Bilgisini sunup köşede de bekleyebilirdi. İşin hakkını veren, insan gibi insan. Tebrik ediyorum kendisini.
Ender Bey doğru sandığımız yanlışlıklara dikkat çekti. Sonra gün içinde gözlemlediği birkaç yanlışı dile getirdi. Fastfood kültürü ve çocuklar, yok edilen kalp damar sağlığı. Uzayan yaşamı nasıl da bir fastfood tepsisi ile kısalttığımızı ... anlattıkça dehşete düştük. Tamam iyi hoş da Ender Bey'i dinlemek vicdan azabı gibi. Anlattıkça gerildim. Eve dönünce akşamı sebze çorbası ile geçiştirip, kızartmaya uzaktan bakmakla yetindim:(
Etkinlik sırasında Teknosa bizlere birer önlük hediye etti, bir de ek tanıtım broşürü olsa fena olmazdı hani. Ahh günün amacı neydi? Teknosa bilindiği üzere teknoloji sektöründe. Peki biz ne biliyorduk? Semtlerde küçük dükkanlar, flashbellek, telefon ya da fotoğraf makineleri için güvenilir bir firma. Bu kadar mıydı? Artık değil. İşte Teknosa bünyesindeki değişimi anlatmak için bizleri misafir etti. Eve - yaşama dair teknoloji bizlere ne sundu ise artık Teknosa'da da var dedi. Demek istedi de Ender Bey olmasa gün anlam ve önem havada kalacaktı. Etkinlikle ilgili aksaklıklar oldu o kadar elemanı olan bir müessesede bu işten gerçekten de anlaşılmadığını gördüm:( Kötü bir izlenim kaldı bizler adına. Dilerse Teknosa yetkilileri iletişim kurabilir ben de tek teeeeek anlatırım. Belki de bir sonraki etkinlikleri için onlara yönlendirici bilgiler de vermiş olurum.
NOT: Fotoğraflarda da görüldüğü gibi bu kadar blogger katıldı ama çok az kişi etkinliği paylaşacağını söyledi. Buradan da bizdeki izlenim hakkında bir fikir olmuş olsun sizlere.
Ender Bey ve Başak Hanım ile geçen gün sonrası aklımda kalan bir iki şeyi paylaşayım. Keçi boynuzu tozu ve hurma şurubu. Kakao kullanılacak tariflerde yarım ölçek keçi boynuzu tozu eklersek daha sağlıklı olur ve kakao tadını korurmuş. Hurma şurubu kullanarak tariflere şeker eklemeden daha sağlıklı lezzetler çıkarabiliriz. Hurma şurubunu örneğin 1 bardak toz şeker kullanacaksanız  şeker yerine yarım bardak hurma şurubu ekleyerek aynı tada ulaşabilinir gibi.
Günün görsel kareleri sevgili blogdaşım Cafe Gusto'dan. Blog yazısını okumak için ve daha fazla kareyi görebilmek için TIKTIK
Ayrıca etkinlik süresince tarifleri de fotoğraflayan, geniş anlatımla sizlere sunan Ege'den Tarifleri de unutmamalı blog yazısı için TIKTIK
Etkinlikte tarifler üzerinde uzunca sohbet ettiğim sevgili blogdaşım Örgü Çantam'ın da blog yazısı için TIKTIK
Ihlamurcum, seni nasıl unutabilirim:) Etkinlikte özel isteklerimi kırmayıp birbirinden güzel fotoğraf karesinde bana da yer verdiğin için teşekkür ederim. Ihlamurcum'u merak mı ettiniz, gelin sizi harika bir siteye davet edeyim. Site için TIKTIK
Güzel bir günden akılda kalanlar sizlerleydi. Bir sonraki etkinlik yazısında sizlerleyim:)
Tarih84

Carte D'or / Dr. Oetker : Sütlaç Denemeleri

Resimde gördüğünüz çubuk tarçınlı tabak Carte D'or, diğer tabak Dr. Oetker sütlaç denemesidir.
Tarif denemelerine ara verdim. Havaların soğuması beni tatlı seçeneklerine yöneltti. Pek hoşlaşmadığım bir durum:( Her an kilo alma riski var, korkutucu. Sütlü tatlılar kalori masumiyeti açısından tercihim. Sabırsız, üşengeç ya da beceriksizseniz pratik seçenekler sizlerle. Eskisi gibi de değil. Piyasada ciddi rekabet var. Bu rekabet içinde birbiriden güzel ürün de bizlerle oluyor.
Sevdiğim ve güvendiğim 2 markanın ürünlerini denedim. Haydi sizlerle değerlendirelim.
Carte D'or :  Paketi açtığımdaki koku çok güzeldi. İnceleğimde pirinç tanelerinin kısa sürede pişebilmesi için kırıldığını fark ettim. Pişme işlemi bittikten sonra servis kasesine aldım. Rengi güzel, koku misss. Tadı hafif, pirinçler pişmiş. Hazır sütlaç tercih edeceklere tavsiyemdir:)
Dr. Oetker: Paketi açtım, bembeyaz miss gibi. Tarife göre pişme işlemi sonrası ayrıca 5 dakika mikserle çırpmak gerekli. İşte o 5 dakika benim için zor. Niye mi çünkü ben tembelim de ondan :)) Yok siz ben 5 dakika çırparım lafı olmaz derseniz önerimdir. Çırpma işlemi sonrası kaselere döktüğünüzde sütlaçta hava kabarcıkları oluyor, aslında bu işlem de sütlacın yoğunluğunu arttırıyor. Pirinçler bu süre zarfında pişmiş oluyor. Hazır ürünlerde bulgur ya da pirinç olunca genel tedirginlik olur. Diri mi kalacak diye. İki ürün de bu konuda başarılı. 5 dakika ek süre çırparım diyenlere tavsiyemdir efendim:))
Geleneksel Tariflerden Yanayım Diyenlere:
Annelerimizin sütlacı ayrı ben onu isterim yok mu tarif dediniz sanki? 
İşte Oktay Usta'dan bizlere sütlaç tarifi.
Tarif için TIKTIK
NOT: Bu tarifi de  3 gün önce denedim. Evde açılmış paket sütüm vardı. Fazla açık kalırsa bakteri ürer korkusu ile hemen tarifte kullandım. Oktay Usta'nın tarifinden tek farkı ben pirinç unu yerine mısır nişastası kullandım. Alın size bir deneme daha.
Dr. Oetker Mısır Nişastası Denemesi:
Mısır nişastası, pirinç unu, karbonat ve benzeri ürünler mutfakta vakit geçirenler ve anne eli değmiş kurulu sofraların evlerinde olan ürünlerdir. 
Mutfakta klasik yemekler dışında bir şeylerle uğraşan benim. Tarifte varsa aklıma gelen nişasta ve karbonat pek de bildiğim şeyler değil. Annanemin mutfağından aşina olduğum ürünler. Evin bir köşesinde küçük bir kavanozda vakti gelince kullanılanlardan. İşte o vakit geldi mi yeni evli ve yeni yeni tarif deneyen arkadaşlara sesleniyorum bu ürünler nerede diye kıvranıyoruz. 
Dr. Oetker ve Carte D'or son zamanlarda mutfağın her alanına el attı. Pratik tariflerin yanında pratik ambalajlarla da bizlerle. Kilitli torbası ile nişasta da sizinle. Al, koy bir köşeye. İlla bir tarif için o vakit gelir. Vakti zamanı gelmiş nerede ne var diye kıvrandığım anda açtım paketi. 2 kaşık kullandım. Öncesinde muhallebi yaparken kullanırdım. Kaç yıl olmuş muhallebi işleri ile uğraşmayalı. ( not: evli / çocuklu değilim ama çok çocuk baktım. Kuzenlerime çok muhallebi yaptım!) Neyse paketin üzerinde vaddettiği gibi nişasta gerçektende çok uysal çıktı. Ne topaklanma ne de dibe çökme yaşadım. Tarife eklediğimde de sıvı katılaşıp pütürleştirmedi. Gerçekten de gelişen teknoloji ile akıllı ürünlerle tarif uygulamak daha kolay. Evinizin olmazsa olmazı bir ürün sizlere tavsiyemdir.
Afiyet bal şeker tadında bir gün dilerim.
Tarih84

29 Kasım 2012 Perşembe

TAT: Köz Patlıcan Salatası / Kışlıklar Tüketilmeye Başladı :)

Evin büyükleri koca yaz boş durmaz. Patlıcanı, biberi közler. Buz dolaplarının dondurucuları istiflenir. Hatta közlenmişlikler temizlenirken evin üyeleri de iş başı yapar, söylenir. Bu kadar şeyi kim yiyecek, neden ellerim karadı offff Havalar soğur kahvaltılıklar çeşitlenir. Sofralara köz biber çıkarılıp kızarmış ekmekler şenlenir.
İşte bu hazırlıkları yapmayan ya da yapıp da erkenden tüketenler ne olacak. Bekarlar, büyük şehrin hormonlu sebzelerine talimleri? İşte bu noktada güvenilir markalar imdada yetişir. 
Geçen yıl sıkça söz ettiğim evin demirbaş markası, güvenilir lezzet TAT bizim mutfakta.
Sevgili Nefertiti arkadaşımızın annesi şuan hastanede, kritik bir süreçte. Allah'ın bizlere biçtiği ömrü yine Allah bilir. Ben umutluyum sizlerden ricam hayır duanızı esirgememeniz.
Sevgili Miss Nefertiti arkadaşımın önerisi ile aldığım sabah akşam soframızı şenlendiren Patlıcan Salatasını sizlere tavsiye ederim. Kavanozu açıp o KÖZ KOKUSUNU buram buram içimize çekmek harika bir duygu.
Geçen seneden bir nostalji, tat ürünlerim. Dukan tariflerimde sıkça kullanmıştım. Yeri gelmişken hazır kış hazırlığı dedik. Domates konservesi hazırlamamış kışın taze domates bulamıyorsanız. Soyulmuş bütün domatesi de tavsiye ederim. 2 adeti  4 kişilik bir yemek için uygundur.
Arkadaşım aklımdayken onun annesi ile kahvaltı sohbeti aklımdayken sizlere bu güzel ürünleri tavsiye etmek istedim.
Güzel, huzurlu, sağlıklı, şanslı bir gün dilerim.
Tarih84

26 Kasım 2012 Pazartesi

Cathy Lamb: Rüzgarla Gelen / Farkındalık yaratan ÖZEL bir kitap!

''Dayanıklılığa, değişime, uzlaşmaya dair bir öykü.''
Okuduğum en anlamlı kitap. Aileye, insanlığa dair bir hikaye. 
Anne ve evlatların öyküsü, yaşama dair bir GERÇEKLİK!
Okuduktan sonra asla eskisi gibi kalamayacağınız, ön yargılarınızı kırıp, empati kazandıracak bir kitap.
Etrafta görüp sıfatlar yapıştırdığımız kişilerin bugüne geliş hikayeleri.
Sosyolojik, ailevi, insana dair bir kitap.
Okuyun arkadaşlar, daha nasıl diyebilirim ki OKUYUN- OKUTUN!
Kitap bitti  ve ben derin bir pişmanlığa büründüm.
Kendi insanlığımdan düşüncelerimden utandım.
Görsel Kaynak TIKTIK
Şimdiye kadar düşündüğümü-anladığımı sandığım meleklere ne kadar da acımasızca bakmışım:( Ne kadar sığ kalmışım.
Badem gözlü bir meleğin, down sendromlu bir BİREYİN ailesini, kasabasını, insanları değiştirdiği bir öykü.
 Önce kitap için yayınevi ne demiş bakalım. 
Sonrasında bir iki kelam edelim.



Dokunaklı, komik ve Bommarito kız kardeşlerinin nefis dev top kekleri kadar karşı koyulmaz olan Rüzgârla Gelen, aile ile affetme, anneler ile kızları ve en değerli şeylere hâlâ sımsıkı tutunurken ileri bakma bilgeliğini edinme hakkında bir roman.



Bommarito kız kardeşlerin annesi River'ın açık kalp ameliyatı olması gerekmektedir. Aile pastanesini işletmeleri, erkek kardeşleri ve rahatsız olan büyükannelerine bakmaları için onlara evde ihtiyaç vardır.



Ama eve dönüş, sırları ve Bommarito'ların gömülü tutmayı tercih ettikleri acıları ?Isabelle'in kaçışı ve erkeklerle yaşadığı ilişkileri, Janie'nin obsesif kompulsif rahatsızlığı ve Cecilia'nın kendine zarar veren öfkesi? açığa çıkarmaya başlar. Henry'ye göz kulak olmak ve iş yapmayan pastanelerini kurtarmak için birlikte çalışan Isabelle ve kız kardeşleri, varlığından hiç haberdar olmadıkları sorulara yanıtlar, çocukluk yaralarını sarmak için beklenmedik yollar ve mutluluk konusunda şaşırtıcı yeni şanslar yakalama cesaretini bulmaya başlar.

Görsel ve metin kaynak TIKTIK
Görsel kaynak TIKTIK
BOMMARİTO Ailesi'nin bana öğrettikleri:
Aile bir bireyin kim, ne olacağını belirleyen en önemli yapı taşı.
Anne isen evlatla ne yaşarsan yaşa o burun düştü mü yerden alacasın! Asla ama asla evlada sırt çevirmeyeceksin. Evlat da bir birey, çileden bile çıkarsa dinleyeceksin, anlamaya çabalayacaksın. Giden geri dönmüyor.
Annane evlatla gurur kapışması yaşar evlat da kızları ile o kızlar da kendi gelecekleri ile. Bir döngü ki acılara vesile. Bir döngü ki yeniden varoluşlara vesile.
Nasıl anlatmalı ki?
Evinden çıkmaya korkan narin bir kız okuyanı altına işetecek romanlar yazıyor. Manken gibi bir hatun savaş alanlarında fotoğraf çekiyor. Neredeyse fil gibi yiyen bir kadın hayatında cadıyken, işinde minicik çocukların gözünde ilah bir öğretmen. Badem gözlü melek bir delikanlı, yaşadıklarına rağmen pozitif. Yaşam suyu mübarek. Bir anne ki çocukları ve gurur için yapamayacağı yok. Baba ayrı bir durum.
Bommarito kanı başlı başına bir çılgınlık.
Okuyun- okutun diyorum.
UTANDIM: Kendimden, düşüncelerimden.
Görsel Kaynak TIKTIK
Her zaman birilerinin iyiliğini isteriz, birileri adına karalar alır bu senin için ya da sizlerin geleceği için deriz. Nasıl büyük saçmalık.
DOWN sendromlu çocuklara karşı bir hassasiyetimiz vardır. Hayata bir sıfır yenik başladıklarını düşünürüz. Aile için zor, çocuk için zor deriz. Ama sadece der geçeriz. Asıl hayatı ve hayatın onların önündeki engelleri yaşayanlar bilir. Gerçek anlamda onların iyiliği için sadece onlar çabalar. Öcü yaklaşımından sıyrıldığında vicdan bu sefer de hastalık yaftası yapıştırırız. Bizler hayatın ve hayatın içindeki YARADILIŞLARI algılayamayan sığ yaratıklarız.
Ben ne mi düşünürdüm? Kitabı okumadan önce sadece üzülürdüm. Ailelerine Allah'tan sabır dilerdim. Vakıflara inşallah daha fazla yardım yapılır diye dua ederdim. Elimden geldiğince yardım kampanyalı ürünler almaya çabalardım. Evet hepsi bu, otizmler bir parça daha ilerledim. Vakıf çalışmalarına öğretmen olduğum için dahil oldum. Üniversite döneminde yaz çalışmalarına katıldım. Bu kadar şey yaptım ama bana zerre kadar bir ilerleme katmamış ona yanarım.
Kitabı okumadan önce derdim ki Allah bu çocuklara güzel ömür versin, kötü insanlarla karşılaştırmasın, şiddete uğramasın ve ailelerinden önce hayatı sonlandırsın. Arkada tek çaresiz kalmasın. Ne kadar acımasızca ben kimin ne haddime de Allah'ın biçtiği ömre yorum yapıyorum. Belki sizlerin de aklından geçti ama ben dillendiriyorum. Çünkü kendimden utandım.
Kitabı okuduktan sonra onların gerçekten de bir BİREY olduğunu algıuladım. Onlara minik melekler diyor, çocuk gibiler hatta büyümeyen çocuklar diyoruz. AMA ahhhh koca bir AMA! Onların da her şeyi duyduğunu, gördüğünü, algıladığını unutuyoruz. Sadece bizim kurduğumuz cümleler gibi ifade etmiyor ya da bizim gösterdiğimiz şekilde tepki vermiyorlar. Ama onlar da anlıyor üzülüyor düşünüyorlar. Bizim es geçtiklerimizin iyilikleri ile bizlere tokat gibi çarpıyorlar.
Arkadaşlar okuyun bu kitabı, insan olduğumuz için NORMAL HAYATLARIMIZIN İNSANLIĞA VEFA BORCU İÇİN OKUYUN!Cümle kuramayacak kadar bu konuda düğümlendim:(
Tarih84

25 Kasım 2012 Pazar

Dağınık sevdik CANGA yedik şimdi toparlanma vakti

Görüldüğü gibi bu evde CANGA yemek için çokça neden var. Test çözmek, kitap okumak, sadece keyiflenmek için bile yeniyor. Bir bardak çay ya da kahve yeterli. Canga dolaptan çıkmış biraz beklemişken yenilmesi tavsiye. Karameli kendini hissettirirken.
AMA koca bir AMA bu eve bir süre Canga girmesi yasak. Hava soğuduğundan beridir evde tatlı krizi mevcut. Benim sinir-stresim derken tiroidimin eziyeti çikolataya sardım. Hoş normalde şerbetli tatlı bile yesem uykum gelirdi. Şimdi işlemiyor bünyeye. Bir parça çikolata ile transa, uykuya  geçen beni kesmiyor.
Ahhh en acı itiraf kısmına gelelim: 2,5 kilo aldım:( Protein günlerimi atladım ve bolca abur cubur yedim. Çikolatadan bahsettim dimi. 5 haftada bu haldeyim hafta başına 500gr dehşettttt :(((
Buraya yazıyorum ki kaçışım kalmasın, asla eskisi gibi psikolojiye yenik düşüp vücudumdan çıkarmayacağım.
Yarın eski düzene geri dönüş. 2,5 kilo gidecek! O kadar. Dedim mi yaparım:)
Sizlere harika bir hafta dilerim.
Şimdilik bende durum bu.
Tarih84

#bimilyonneden: Bir grup insan!

Dünyanın sürekli kötüye gittiğinin konuşulduğu şu zamanda bir grup insan dünyanın aslında iyi bir yer olduğunu söylüyor ve bunu #bimilyonneden hastagiyle twitter’da savunuyor. Hayata iyi tarafından bakan, iyi insanların olduğu dünya için #bimilyonneden bulmak bence de mümkün! Hadi sen de bulsana, twitter’da yazsana!

 
Bir bumads advertorial içeriğidir.

24 Kasım 2012 Cumartesi

Değiştiremeyeceğim Şeyler Var Biliyorum

Değiştiremeyeceğim şeyler var, biliyorum.
AMA yine de değişmesi için diliyorum.
Her yeni gün farkında olmadan diliyorum, istiyorum.
Hayal kuruyorum, hayal kurmaktan korkuyorum.
Gerçekleşmedi, gerçekleşmeyecek hissediyorum.
YİNE DE kurmaya devam ediyorum:(
Tv anlamsız, konuşamalar kendinin tekrarı.
Ne oldu diyorum ne zaman bu noktaya gelindi? 
Bilmiyorum:(
Bir zamanlar ikindi saati uykuya yatar gece oturma izni koparırdım, benim için anlamlı olan programlara bakardım. Bak koca kız oldum Kırca'yı zaplıyor, Birand'a uzaylı gibi bakıyorum.
Umutlarım vardı, güzel şeyler olacağına dair. Umut ettikçe yaşardı ya insan. Umudum da kalmamış içim boşalmış biliyorum.
Her yeni güne katlanmak için yeni bir kitap bitiriyorum, nereye kadar dayanırım bilemiyorum.
Memuriyet tercih zamanı mı yaklaşmış, dershaneler yeniden mi kurslara başlamış, özel dersimde 1- 2 saatlik mi öğretmencikmişim offff ne okudun ya da ne yapıyorsun diye sorulduğunda bile kahroluyorum.
Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Ülkemizde KADROLU isen öğretmenden sayıldığın bir gün. İnsanlar mesleğini sorduğunda aldıkları cevaba karşılık kadrolu mu diye ek soru yönelttikleri çağlardayız.
İsyan mı ettiğimi sanıyorsunuz HAŞA! Ne haddime, bana biçileni yaşıyorum.Sadece nasibimi ve geldiğim yeri kabullenebilmeyi diliyorum.
Bir şeyleri ardımda bırakabilmeyi istiyorum. Bu hastalıklı bir yaşam, her gün yeni bir hasret, her tenefüs zil sesi  bir sızı.
Öyle böyle şöyle geçiyor günler.
 Nefes alıp veriyoruz işte.
Güzel günler, durgun günler, hasretlik günler sonuçta günler geliyor gidiyor.
Bedenim bir düğme misali, iğne ne kadar sivri de olsa deliklerimden geçip gidiyor, artık acıtmıyor.
Bu aralar bir anlam arayışında savruluyorum işte.
Tarih84

22 Kasım 2012 Perşembe

Murat Özkan: Kimyager / Film Olsa İzlenir

Sizlere daha önce de bu kitaptan bahsetmiştim. TIKTIK
Kitap yazarı tarafından hediye gönderilmişti. Bir kere daha teşekkür ederim. Bir ilk eser. 
Gerilim-korku-aşk-hayat-iş piyasası döngüsünde ilerliyor. Erkeklere ve gerilim türünü sevenlere hitap ediyor. Kitap inşallah hak ettiği tiraja ulaşmıştır. Birçok Amerikan yapımından eksiği yok, hatta duygusu ile fazlası da var. 
Şimdi hediye diye alkışşş tavsiye ah şöyle böyle diyen yalakalardan olamayacağım. İyisi kötüsü kitabı ele almaya başlamalı. Kitabı tavsiye der miyim? Evet, ederim gayet iyiydi. Hatta film bile olabilir, neden olmasın?
Hikaye: İstanbul- Yunanistan ve Anadolu'nun farklı kesimlerinden esintiler taşıyor. Kırsal bir kesimde doğan bir adamın yükseliş hikayesi. Çektiği sıkıntılar, asosyal bir hayat, işe adanmış bir yaşam. Bir noktada yeter diyor YETER. Ben nereye ilerliyorum, ne oluyor, ben yaşamıyorum diyor. İstifayı basıyor. İstifayı basıyor da öyle kolay değil. Çünkü içinde olduğu işin görünenlerinin arkasında daha büyük planlar var. Uluslararası ciddi para ve sinsi planlar. İşte tam bu noktada güzel, sade, zeki bir kadın çıkıyor karşısına. İşin rengi tehlike, kaçma kovalama döngüsünde değişiyor.
Kitap akıcıydı, sevdim, heyecanlandım.
Kitabın eksik ya da nasıl desem sıkıcı yanları: Kitabın daha ilk sayfalarında karakter eve gelir ve dolaptan zeytin yağlı fasulye çıkarır. Anadolu'da yetişmiş taze fasulye ile alakası olmamış kendi kendine yaşayan bir adam nasıl oldu da bunu pişirdi? Ya da neden bir yardımcı iması yok. Yani müstakil ev, bilemiyorum ben bu fasulye işine çok takıldım. Yalnızsın, tek tabanca ilerliyorsun ama yardımcı ya da hazır alınma gibi bir ima yok. İkinci sıkıcı yan ise giriş kısmı. Birçok kişiye teşekkür ve yazarın kitap oluşma sürecine değinmesi. Açıkçası aile desteğine gıpta ettim.  İyi güzel de sayfa sayfa ayrı ayrı teşekkür biraz fazla kalabalıktı. Tek sayfada paragraf parafgraf olsa. Bir türlü kitabın ana sayfasına ulaşamıyormuş gibi hissettim.
Biliyorum bu saydıklarım belki saçma ama benden böyle bir izlenim bıraktı işte.
Kimyager / Twitter:  https://twitter.com/Kimyager_Roman
Kimyager/ site: http://www.murat-ozkan.com.tr/
Bir sonraki çalışmanızı merakla bekleyeceğim, Yolunuz açık olsun.
Teşekkürler Murat Özkan
Tarih84

Selva Gıda: 3 Dakika Mucizesi ve Mantı

Dün akşamki denememiz. Selva Mantı, ıspanak dolgulu. Hazır mantı günden güne yaygınlaşıyor. Selva'da ürün seçeneklerine eklemiş. Sahteciliğin arttığı ülkemizde soya kandırmacasına girmeden, et-kıyma iddaa etmeden kendince bir ürün çıkarmış. Ispanak içli olması İtalyan esintisi gibi. 
Ürün: pişerken dağılmıyor, şeklini koruyor. Çiğ kalmıyor. Yerken doygunluk veriyor. Orta büyüklükteki tabaklarla 1 paketten  6 porsiyon çıkıyor. Güzel bir lezzet. Tek kusuru ıspanak dolgusunu tam hissedilmemesi. Belki de Kayseri Mantısı kadar minik olması belki de fırınlanıp katılaştığı için. Tam emin olamadım.
Şipşak Seri: 3 Dakika Mucizesi
Görsel Kaynak TIKTIK
Açsınız, yorgunuz, sıcacık bir yemek boğadan geçsin istiyorsunuz.
Makarnayı ya çiğ ya da hamur ediyorsunuz, anneden bolca azar işitiyor bu işten sıkılıyorsunuz. Ahhh alt tarafı bir makarna pişirmek ne kadar zor olur diyip yerin diplerini boyluyorsunuz. Evettttt kuratıcımız geldi. 3 dakikalık sabır, Isıtıcıda suyu kaynat, dök tencereye, yak altını at makarnanı aç bir parça hem miziğini dinle hem makarnanı pişir. Daha açtığın parça bitmeden pişsin makarnan, dök süzgece durula tencereni yeniden koy ocağa. At içine azıcık yağ durula makarnanı dök tencereye. Daha çalan parçan bitmeden makarnan hazır. Ben çok sevdim bu işi. Akşamları ana yemeğin yanına şipşak bir çözüm. Ya da sofra hazırlama esnasında pişir ki sofraya tazecik gelsin. Başarılı bir seri, tavsiyemdir.
Daha fazla bilgi ve ürün çeşidi incelemesi için TIKTIK
Tarih84

Dionis: Aşk Serisi / 1 Tema 4 Kitap

1 tema 4 kitap. Uygun fiyat, sağlam baskı.
 Al, oku, keyiflen türünden.
Dionis, ismini yeni duyduğum yayınevlerinden. Seri mantığında ustaca bir iş yapmış. İlk basımda 1 den 4 e sıralamışken sonrasında sırasız baskılarla devam etmiş. Sıralaması zaten saçma birbiri ile bağlantısız konular.
Son günlerde blogda ve twitter'da bahsettiğim kitapçı meselesi var. İzmir'in belli semtlerine kitapçılar açıldı. Ciddi indirim var, sürümden kazanma mantığı geçerli. Daha kitap koliden çıkmadan satılıyor. Gerçi okuyucu kitlesinin de etkisi var. Bu gördüğünüz kitapları tanesi 5 tl den aldım. Helal olsun değdi.
4 kitabın ortak özellikleri: 230- 250 sayfa , tema AŞK ve yazarlarının ilk kitabı olması. Daha birçok ortak özellik de sayılabilir. Bu size birbirinin kopyası kitaplar gibi de gelmesin. Başka ülkelerde başka erkek karakterlerle sımsıcak hikayelerle bezeli. Adamlar güçlü ama boşa değil alınteri, kızlar güçlü hayat mücadelesinde ne naifliğini yitirmiş ne de asiliğini. Sürükleyici. En güzel yanı her kitapta başka bir konu hakkında bilgilenmeniz. 
Tek tek kitapları ele almayacağım. Bu kadar uygun fiyata alın okuyun demekle yetineceğim:) 
Kitapların bana göre eksik yanları: Yayınevi politikası mı ilk kitap özelliği bilemem. Bildiğim şey bu kadar güzel konular yakalanmışken neden kitap taslağı tadında kaldığı? Daha derin daha uzun olabilirdi. Özellikle Aşkın büyüsü adlı kitaba en az 20 sayfa daha eklenmeliydi. O kadar macera yaşayıp düğün görmemek sinir bozucu:( İlk aşk kitabı için de geçerli. Tamam anlatmayacağım sonuçta 230 sayfa okunur. Ben günde 2 kitap okudum çok keyifliydi. 
Tavsiyemdir efendim:)
Tarih84

20 Kasım 2012 Salı

Yürüyüşe çıktım kitapçıda soluklandım


Bu haftanın kitapları da bunlar. Günde 2 kitabın bittiği zamanlardayım. Anahtar serisini merak ediyordum, derken örgü kulübü ahh bir de tarihi olsun dur dur bir de güncel olsun derken cebimdeki parayı döktüm geldim. Haftaya elimde kitap kalmazsa şaşmayın. Bu kadar kitap okudun neden anlatmıyorsun diyenlere yakında her güne bir kitap yorumu olacak. Tabi kitap yorumu derken sizlerin de mutlaka okumanızı dilediklerim olacak. Akşama yeni bir yazı ile görüşmek üzere ben bir kitap seçip okumaya başlamalıyım. Sevgiler.
Tarih84

17 Kasım 2012 Cumartesi

Karanlığın Elli Tonu : Karanlıktan Aydınlığa Çıktık Sanki

 Grinin 50 Tonu TIKTIK ile başladığımız hikayemizde 2. kitapla yeni bir boyut atladık.
 Christian ve Anastasia'nın başlangıç hikayesi ile güldük, hüzünlendik ve son sayfalarda kahrolduk:(
Çok tartışıldı, çokça karalandı kitap. Ama iyi olan istediği kadar taşlansın nafile, su yolunu buldu. Satış rekorları kırdı. Hayran kitlesi ısrarla 2. kitabı istedi. Ve 12 kasımda kitabımıza kavuştuk. Bir günde bitirdim, hala etkisindeyim. Chris ve Ana aşkları uğruna mücadeleleri okunmaya değerdi. Charlie Tango 2 kitapta da yürek ağza getirdi. İlk kitabın son sahnesi ileağlattı, ikinci kitabın kilit noktası oldu. 3. kitap için de tehlikenin sinyali verildi.  Ben ne söylesem boş ilk kitabı okuyup da beğenen ikinci kitabı daha çok sevecek ve üçüncü kitap için delirecek.
PEGASUS YAYINEVİ: Resmen kınıyorum sizi kitap fuarına 3. kitabı yetiştirip de yurt geneline yaymamanız haksızlık. Ben İzmir'de yaşıyorum bizim buralarda kitap fuarı NİSAN ayında yapılır. Netten de alışveriş yapmıyorum, herkes de yapacak diye kural da yok. Ama netten alışveriş yapmıyor ya da İstanbul'da yaşamıyorum diye neden çıkmış bir kitaptan mahrum bırakılıyorum. Bu bir seri değil mi zaten okuyanı alır. Okuyan kitle hazır neden 11 gün daha beklemek zorundayım? Gerçekten de haksızlık. İlk kitap 25 tl denildi aldım, ikinci kitap 30 tl aldım. Korsana bile yanaşmadım. Eee suçum ne? Benim gibi sadık bir okuyucuya ciddi haksızlık. 50 ton serisi sonrası inşallah beni çeken bir kitabınız olmaz çünkü sizin yayınevine bir süre para kazandırmaya niyetli değilim!
 Kitap boyunca sıkça tükettiğim buz gibi çekirdekli siyah üzüm ve jacobs 2 in 1 kahvem. Kahveme köpük de eklemeyi ihmal etmedim, keyfe keyf katmalı:))
İstanbul'a giden çocukluk arkadaşım geçen hafta bizdeydi. Sık sık Judith McNaught kitaplar hakkında konuşuruz. O okudukça tartışırız. İstanbul dönüşü okuduğu 2 kitabın sohbeti için gelirken Çengelköy'deki harika mekan Çikolata & Kahve'den benim en sevdiğim ürününü de getirmiş. Çikolata kaplı portakal kabuğu, bayıldımmmm.
Tarih84

16 Kasım 2012 Cuma

Yuva & Dr. Oetker : Poğaça Sezonunu Açtık

Sonbahar vurdu , bir sıcak bir soğuk iliklerimiz donsun mu ısınsın mı şaştı.
Daha çok çay tüketir olduk. Hamur işi daha bir tatlı geldi.
Sonbahar benim için çörek ve poğaça mevsimi gibidir.
Kasım - Aralık aylarında sıkça ve pişman olarak tüketirim.
Her güzel şey neden kilo aldırmak zorunda ki? 
Konumuza dönmeli:)
Poğaça denemeleri ile karşınızdayım.
İki farklı marka iki farklı karışım.
YUVA poğaça karışımı:  2 kutu yuva poğaça karışımım vardı, 1 paketi bile bereketliyken ev poğaça doldu. Ertesi güne de kaldı. Aslında iyi de oldu. Normalde poğaça ertesi güne kalınca sertleşir. Yuva karışımı ise puf puf kendini ertesi güne kadar korudu. Bu yönü ile takdir edilesi. Yuva poğaçanın bana göre tek zahmeti bekletme süresi. İlk yuğurma sonrası 20 dk ve şekli verildikten sonra 1-2 saat. Benim gibi sabırsızlar için zor. Pişirip bir iki gün yemeyi düşünenler için süper bir seçenek. Tazeliğini ve yumuşaklığını koruması açısından.
Önerir miyim? Tabiki de. Son yıllarda özellikle maya üzerine ciddi çalışmaları var. Dikkate değer saygın bir marka.
Dr. Oetker poğaça karışımı: Evet bizim aşina olduğumuz denemeler yaptığımız markamızın karışımına geldik. Ben sanırım Dr. Oetker'i daha fazla tuttum. Sebebi kişisel. Sabırsızım ve poğaçayı yuğurduktan sonra bekleme süresi olmaması avantaj. Pişirdiğimiz gün tüketildiği için ertesi gün testine fırsatım olmadı. Ertesi gün de aynı yumuşaklıkta kalır mı bilmem. 12- 13 adet bir seferde tüketirim, vaktim de az beklemek istemem derseniz tercih etmelisiniz.
POĞAÇA: Lezzet bakımından iki marka da geçerli not aldı benden:) Yuva markasının karışımının bekleme süresi sonrası puf puf oluşu belki bir adım öne geçmesini sağladı da diyebilirim. İki ürün de benden size tavsiye.
Sizlere de iyi denemeler diyorum:)
Afiyet olsun:)
Tarih84

15 Kasım 2012 Perşembe

Yüzümdeki Çizgim, Kalbimdeki Ahım / Demet Akalın'dan enfes bir düet

Dinledim, dinledim, dinledim ... dayanamadım yine dinledim.
Etkileyici, harika bir düet. Demet Akalın bu sefer aştı.
Hakkını teslim edelim kadın parçayı seçiyor, parayı basıyor.
Helal be Demet helal.
Ersay Üner'le barışmak yaramış, kapmış muhteşem parçayı:))

Demet Akalın - YILAN
Sen yaşadığım tek pişmanlığım
Yüzümdeki çizgim kalbimdeki ahım
Sığındığım liman sarıldığım yılan
Bi baş belası sen 
sendeyim.com
Her gördüğüm de acıyarak baktığım
Ve ağıtlarla arkamda bıraktığım
Hayatımın en büyük hatasısın sen

Ve ben bir gülüşün uğruna dünyayı veren
Karşılıksız çıkarsın delice seven
Bugünlerde seni kalem, kalem silen

Yine ben kaçırdığın belki de en büyük şansın
İlk göz ağrın hesapta yol arkadaşın
Şimdilerde izine az rastladığın

Sen he gördüğümde acıyarak baktığım
Ve ağıtlarla arkamda bıraktığın
Hayatımın en büyük hatasısın sen

Sen yaşadığım tek pişmanlığım
Yüzümdeki çizgim kalbimdeki ahım
Sığındığım liman sarıldığım yılan
Bir baş belası sen 

Her gördüğüm de acıyarak baktığım
Ve ağıtlarla arkamda bıraktığım
Hayatımın en büyük hatasısın sen

Ve ben bir gülüşün uğruna dünyayı veren
Karşılıksız çıkarsın delice seven
Bugünlerde seni kalem, kalem silen
Yine ben kaçırdığın belki de en büyük şansın

İlk göz ağrın hesapta yol arkadaşın
Şimdilerde izine az rastladığın
Sen he gördüğümde acıyarak baktığım
Ve ağıtlarla arkamda bıraktığın
Hayatımın en büyük hatasısın sen

Sen he gördüğümde acıyarak baktığım
Ve ağıtlarla arkamda bıraktığın
Hayatımın en büyük hatasısın sen

Söz- Müzik: Ersay Üner
Şarkı sözü kaynak için TIKTIK
Ağlattın be Demet içime işledi offf

Tarih84

13 Kasım 2012 Salı

Ayşe Kulin İzmirliler İçin Bora'nın Kitabı'nı Okudu (2 kitabın çıkış hikayesini anlattı)

Görsek Kaynak TIKTIK
Konak Belediyesi ve Kalem Kültür Derneği'nin düzenlediği 'Yazarlar İzmir için Okuyor' etkinliğinin beşinci buluşması gerçekleşti. Bora'nın Kitabı adlı son romanıyla Ayşe Kulin, Prof. Dr. Türkan Saylan Alsancak Kültür ve Sanat Merkezi'nde bizlerle bir araya geldi. Öncesinde 1 saat bir piyanistin güçlü tınıları eşliğinde  opera parçalarını dinledik. Sonrasında salon dolmaya başladı. 
Erken gittiğim için en iyi yeri kaptım ve Ayşe Kulin'in büyüsüne daldım. Baştan sona zerafet. Her kelimesi asil bir inci. Kibar, esprili, duygulu, insan. Sabrına diyecek yok. O kadar saçma soruya muhatap kaldı ki iyi dayandı.
Gizli Anların Yolcusu adlı kitaptan biraz bahsetmiştim sizlere TIKTIK 
İlhami karakterinden çok etkilendiğim için BORA karakterine empati yapacak gücüm yoktu. Bora'nın Kitabı bir devam kitabıydı, yürek ağızda kalmış, cevaplar istiyorduk. O cevapların anahtarı işte devam kitabındaydı. Okumalıyım ama hala hazır değilim. Evde okunacaklarda yeri beklemede. 
Twitter yazışmalarında Ayşe Kulin'in söyleşi haberini alınca gitmeliyim, sorularımı sormalıyım dedim. Gittim, iyi ki  gitmişim. Gözlerimiz yaşlı, yürek buruk, gerçeklerle harmanlanmış bir öykünün etkisinde ayrıldık.
Söyleşiye geçmeden gül motiflli Ayşe Kulin imzası.
Diyorum ya işte imzası bile zarafet işlemeli:)
Söyleşi Ayşe Kulin'in Bora'nın Kitabı'ndan birkaç sayfa okuması ile başladı. Bora'ya dair onun özeline tercihini ya da yaradılışını ilk keşfettiği anlara bir kapı aralandı. Küçük bir çocuğun bilmediği ve her anı günah saydığı algılama çabasını dinledik. Üzüldük:( Bora sanki bizlerin etrafında gezindi minik bir çocuğa korkma demek istedik korkma bu da bir yaradılış sen kötü değilsin sen de insansın demek istedik.
Sonrasında söyleşi başladı. Ayşe hanıma sorular geldi. Soru soruyu kovaladı. Aslında sabrına hayran kaldım. El insaf Bora'nın kitabını okumadınız tamam, ben de henüz okumadım en azından Gizli Anlara Yolculuk kitabına baksaydınız. Yani madem soru sorma cesaretiniz var azıcık bakıp bir bilgi edinseydiniz.
 İlla okumak da şart değil, konu hakkında fikir sahibi de olunabilinirdi.
Gay- Lezbiyen- Homo- Homofobi- Ensest bu kavramlar nedir, neler oluyor diye de mi hiç düşünmediniz?
Hayatın içinde neler oluyor demediniz?
Yahu el insaf her birimiz insanız, çoluk çocuk var, sapık, katil de biraz etrafta kim var ne oluyor demeli.
Zengin şımarıklığı, doyumsuzluk diye halk arasındaki damgalanmadan biraz uzaklaşma vakti gelmedi mi? 
Yardılışımızın da bir gizemi yok mu?
Bu denli kör göze tahammülüm yok. Daha fazla bahsedip sizi de sinir etmeyeyim zira akşam anneme anlattığımda baya söylendi. Bu kadar da olmaz dedik. Neyse.
Neden / Niçin Gaylere dair bir kitap? 
Daha önce değil de neden şimdi?
(Aklımda kaldığı kadarı ile söyleşiyi aktaracağım.)
Cevap çok açık dedi, insanız - insanım.
Giderek daha da muhafazakarlaşıyoruz. Sınırlar çiziliyor ve keskinleşiyor. Etrafta olan bitenleri görmek istemiyoruz. Korkuyoruz. Empati yoksunuyuz ve yaralıyoruz. Bilmiyor, bilmek de istemiyoruz. Ama bu bir gerçek, inkar edemeyeceğimiz, gün geçtikte gözler önüne serilen bir gerçek. Eskiden falancanın oğlu derken birgün bakmışız ki kendi oğlumuz ya da yeğenimiz. Köklü bir evliliğin başka bir erkeğe duyulan aşkla bitişi.
Önemli yöneticiler, sanatçılar, esnaf, sıradan bir kişi ... her alanda var olan yaradılış ya da bir tercih. 
Gaylerin yemeklerini yiyor, tasarımlarını giyiyoruz. Onların yönettiği şirketlerde çalışıyoruz. Onları dinlemeye gidiyoruz. AMA etrafta onlarla bir arada görülmek ya da komşuluk etmek istemiyoruz. 
Okuyucu kitlemi kaybetmeyi göze alarak kaleme aldım bu kitabı. Kitlem etkilenmedi, rahatsız da olmadı. Beklemediğim çevreden geldi eleştiriler. Bu da beni bir diğer açıya itti BORA'nın da anlatacaklarına. 
---
Söz sözü açtı ve derken Ayşe Kulin yıllar önce başına gelen bir olayı anlattı.
İstanbul'da çöpler akşam sokağa çıkarılır, gece çöpçüler de alır. Çöpçüler iş başına geçmeden de nereden geldiği belirsiz kişiler üşürür. Çöpleri dağıtır, karıştırır. Rezil, korkunç bir görüntü. Ben de bu çağdışı görüntü karşısında avaz avaz bağırırım. Mahvettiniz ortalığı, insan olun biraz ...
Birgün bir programa katılacağım. Benim dışımda bir yazar konuk daha var. CV baktığımda ilkokul 3. sınıfa kadar okumuş. İlk kitabı ve tanıtacak. Allahım diyorum sadece 3 yıl okumuş bir kişi ne anlatır, nasıl ele alır, nasıl bir cesarettir. Programda fikrim olsun diye kitabı satın aldım, 100 sayfalık ince bir kitap. Maksat bir iki sayfa bakıp fikir edinmek. Bir bakmışım ki kitap bitmiş ben mahvoldum. Benim durup da bir kere bile düşünmediğim çöp karıştırdığı için azarladığım insanların hayatı. Bir kadın olmanın zorluğu.
İşte O Kitap: Varoşta Kadın Olmak
Okullarımızdan çok, camilerimiz ve kahvehanelerimiz vardır birkaç metre arayla... Mahallemizin çoğunluğu çocuklardır. Genelde fabrika ve benzeri işyerlerinde çalışılır, alınan ücretler karın dahi doyurmazken, her yıl doğuran kadınların sayısı oldukça fazladır. Doğumlardan birkaç yıl sonra, dengisiz beslenme nedeniyle, uçuk benizli, şiş karınlı, çelimsiz eğri bacaklı çocuklar, sahipsizce salınıp dururlar sokaklarda. Oyuncaksızlık, meyvesizlik bazen de ekmeksizliğin verdiği yokluk duygusuyla ne bulurlarsa toplarlar yerden. İlk öğrendikleri yokluktur. Ardından dayak ve korku. 

 (Bu kitap hakkında öyle şeyler duydum ki şaşırdım. Çöpe muhtaç olmak ve yaşamak için hangi çöpü hangi zamanda karıştıracağını bilmek. Hastaysan hastane çöplerine, açsan ve iyi bir gündeyse otel çöpüne. Gazete toplayıp bira kutusu satacaksan lüks semtlerin çöpüne ...)
Ayşe KuliN'in gözleri yaşlı yutkunarak konuşuyor. Gece camdan baksam, dışarıda olsam yine bağırıyorum. Bu sefer çöpleri karıştırmak zorunda kalan insanlara çare bulamayan sisteme ...
 Söyleşi bitiminde imza kuyruğuna girdik. Yine çok zarifti, tek tek ilgilendi. Ben aceleyle yaptığım kitap ayracını verdim ve gözlerine inanmadı. Daha ayraca bakmadı, zarfı açmadan gözlerindeki mutluluğu ve şaşkınlığı gördüm. Benim minik bir hediyemi önemsemesi çok özeldi.
 Benim için özel / unutulmayacak bir an.
Bu yazımı o gün piyano eşliğinde dinlediğim bir parça ile sonlandırmak istedim:
Tarih84

8 Kasım 2012 Perşembe

Tohumlarımızın Nesli Tehlike Altında!


Binlerce yıllık tarım geleneğini barındıran Anadolu topraklarında yetişen yerli tohumlar yaşamın sürekliliğini temsil ediyor.

Atadan kalma tohumlarımız;

* Lezzetli ve sağlıklı gıdaların temini için birer genetik hazinedir
* Binlerce yıldır değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış numunelerdir
* Tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir parçası ve yaşamın sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazıdır
* Dışarıya bağımlı kalmaksızın ülkemizin gıda güvenliğinin teminatıdır

Ancak bugün Anadolu’ya özgü yerel tohum çeşitliliğimiz yok oluyor. Tek seferlik, ticari tohumların egemenliği nedeniyle gıdamızın ve geleceğimizin güvencesi yerli tohumların nesli tehlike altında! Yeryüzünde zengin çeşitlilikteki yaşamı sürdürebilmek, atalık tohumlarımızı gelecek kuşaklara aktarmamıza bağlı.

TOHUM TAKAS AĞI, yüzyılların bilgisini taşıyan yerli tohumlarımızın korunup yaygınlaşmasını amaçlıyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Adım Adım Oluşumu desteğiyle yürüttüğü TOHUM TAKAS AĞI KAMPANYASI’na destek olarak,

* Anadolu’nun dört bir yanındaki ekolojik çiftliklerde yerli tohumların çoğaltılarak paylaşılmasını sağlayacak;
* Bu toprakların yüzlerce yıllık bereketinin, lezzetinin, besin zenginliğinin ve kültürünün gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sağlam patikalar oluşturacaksınız.

Verdiğiniz desteğin her kuruşu binlerce yeni tohuma dönüşecek...

Kredi kartı ile bağış yapmak istiyorsanız: https://www.bugday.org/portal/BagisAdimAdim.php

EFT/havale yoluyla bağış yapmak istiyorsanız:
Alıcı Adı: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
Garanti Bankası Karaköy Şubesi - Şube No: 400
Hesap No: 6295240
IBAN No: TR67 0006 2000 4000 0006 2952 40

Twitter paylaşımlarınız için hashtag: #YasasinTohumlar

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Jane Austen Hayatımı Mahvetti / Beth Pattıllo

Jane Austen sevmeyen var mı? 
Belki kitaplarını okumadınız belki de ismini dahi duymadınız.
Ama karakterlerini tanıdınız, filmlerde gördünüz.
6 kitapla edebiyata damgasını vurmuş bir KADIN yazar.
İşte bu kadının mutlu sonları, ilahi adalet mekanizmasının tesirinde kalmış bir kadının hikayesi.
Bir gün belki ben de Danıel Steel yolunda diye bir kitap kaleme alabilirim:))
Neden olmasın dimi:))
Belki de Judıth Mc Naught okuya okuya evde kaldım yazabilirim:)
Allahımmmm:)
Kitap konusu için TIKTIK
Bir blogger arkadaş Jane Austen'ın turizm rehberi demiş kitap için:)
Blog yazısı için TIKTIK
Tarih84

Bond Hızında Telefon!


Sony™ Xperia akıllı telefon serisinin en yeni modeli Xperia™ ion, Ekim ayında Avrupa ile aynı anda Türkiye’de satışa sunuldu. Türkiye’de 2 Kasım’da vizyona giren Skyfall filmiyle lanse edilen Xperia Bond serisi üyesi Xperia™ ion, 42 mbps’ye çıkabilen mobil internet hızıyla dikkatleri üstüne çekiyor. Türkiye’de ulaşılabilecek en yüksek mobil internet hızını sunan Xperia™ ion, akıllı telefon kullanıcıları için fark yaratan bir deneyim sunuyor.

4,6 inçlik Mobil Bravia Engine teknolojisine sahip HD (720p) ekranıyla film izleme keyfini üst seviyeye taşıyan Xperia™ ion, entegre Fizy müzik uygulaması ile sınırsız müzik deneyimi sunuyor. 12.1 MP kamerası ile profesyonel fotoğraf makinelerine taş çıkaran Xperia™ ion, Full HD (1080p) video çekim özelliğine de sahip.

Xperia™ ion bağlantı özellikleriyle de fark yaratıyor. DLNA, MHL veya HDMI bağlantısı ile televizyon, dizüstü bilgisayar ve tablet ile anında bağlantı kurup, resim ve videolarınızı büyük ekranda yüksek kalitede görüntüleyebilirsiniz.

Avrupa’nın en prestijli tasarım ödülü olan 2012 Red Dot Tasarım Ödülü’nün de sahibi olan Sony Xperia™ ion James Bond’a yakışır teknolojik özellikleri şık bir tasarımla birlikte sunuyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

1 Kasım 2012 Perşembe

Dr. Oetker: Merengli Tart Denemesi / Mayhoş Karamelize Bir Tat

Şu fotoğrafa bak bak dur, nasıl cici nasıl İngilizvari. 
Kutuya bakmak bile bizi mutlu etti:)
Bir önceki yazımda çocukluk arkadaşımdayım dedim sizlere TIKTIK
Gün kahvaltı ile başladı, kahve ile şenlendi. Bir tarif denemesi ile renklendi.
Tatlı alışılmışın dışındaydı. Çırp, pişir, süsleden bir adım öte.
Merengli Tartımızın bitmiş hali, kat kat lezzet.
Yok mu bir dilim daha :)
Tatlı yapılış aşaması:
Tarife uyarak önce alt tabanı pişirdik, kıtır kıtır bir katman oldu.
Tarife uyarak muhallebisini de yapıp döktük biraz bekletip soğuttuk.
En son yumurta beyazı köpüğü kıvamına benzer merengisini çıptık. Tatlısının son katmanı olarak yaydık. Fırında 2 dk karamelleştirdik. İşte bu esnada sorun yaşadık. 
Bizim başımıza geleni anlatalım ki sizler için ders olsun.
 Tarifte diyor ki ızgarayı en üst kısma yerleştirin. Kalıbı koyun. 2dk bekletip çıkarın. Bu esnada fırın kapağını biraz açık bırakın. Gördüğünüz gibi kapak açık kalınca bir kısmı beyaz kaldı:( Bence siz 1,5 dk tutun ve fırın kapağı kapalı olsun. Fırın ışığı da yanık kalsın ki olası kararmada çekin.
Merengli Tart'a gelirsek: Ben sevdim, limonlu mayhoş bir tat. Üst kısmının afilli hali ise tam karizma:) Havalı bir tarif. Yoğun bir tat olduğundan bir dilim size fazlasıyla yeterli gelmekte. Kahve ya da çay ikisiyle de iyi gidiyor. Altı çıtır ortası mayhoş üstü havalı bir tart seçeneği sizlerle:)
Limon aromasını sevenler için tavsiye ederim doğrusu.
Bir sonraki denememizde görüşmek üzere blogdaşlarım.
Tarih84