31 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni Yıl Dilekleri

Yeni yıl coşkusunu seviyorum. Yeni bir yıl yeni bir başlangıç. Yeniliklere iyiye güzele umuda dair inançlı bir adım. Bu yıl ne biten yılın analizini yapmak geldi içimden ne de yeni yıl dilek listesi hazırlamak. Şu ara depresyon eşiğindeyim  kurtulmalıyım. Bu kurtuluş acilen bulmayı umut ettiğim ve deli gibi mücadele ettiğim bir işle olacak. Mesleğimden vaz geçtim, hiiç gözümde değil. Sadece nefes alıp verdiğim istediğim kitabı alıp tüketicilikten kurtaracak belki de vasfı olmayan bir iş istiyorum. CV mi bile eksilttim ki milletin gözü korkmasın:) Yaaa işte durum bu bildiğim tek şey özel ders vererek devam etmek istemediğim daimi bir iş. Sabah erken kalkıp hayat mücadelesine dalacağım bir iş. 
Ahhh burda konu yeni yıl ve dileklerdi dimi.

Bu yıl kolaj yaparken bile sıkıldım istek çok ama onları kolajlamak bile canımı acıtıyor. İstemezsem belki olur bir iki şey dedim. Ama illa iste kul ister Allah verir dersek hımmm düşündüm de Tumblr adresimdeki seçtiğim kareler gibi bir hayat isteyebilirim.
Merak mı ettiniz işte tumblr adresim- arşivim TIKTIK
İyi- mutlu-sağlıklı-huzurlu-bol paralı bir yıl dilerim sizlere.
Tarih84

30 Aralık 2012 Pazar

Teşekkürler Koska :)

Dünün sürprizi Koska'dan :) 
Sıcak helvayı paketledikten sonra şimdi de tahin & pekmez ikilisine el attı. Bu lezzeti çocukların ilgisini çekecek şekilde de alladı pulladı. 
İşe de yaradı 5 yaşındaki kuzenimin okul beslenme çantasında bu tüplerden var:)
 Evli ve çocuklu sınıfına dahil olmayınca bu şirin hediyeler de minik kuzen Efe'ye gidecek:)
Teşekkürler KOSKA ailesi.
Tarih84

26 Aralık 2012 Çarşamba

Happy New Year :)

Happy new year :)) 
ho hoo hooo :) 
Çok mu özenti oldu? amannnn olsun be yahu:)
Seviyorum böyle şenlikli günleri.
Yeni yıl yeni başlangıçlar.
Yeni yıl yeniliklere ama güzel neşe dolu huzurlu mutlu yeniliklere vesile olsun.
Gavur adeti imiş miş miş yahu bırak onu bunu.
Güzelliklere aç kendini.
İnsana saygı, hoş görü, sevgiye tebessüm say.
İki gram neşelen.
Ailecek toplanmak için yeni bir vesile de geç, sevdiklerine bir jest yap hediye seç.
Ne güzel anlamlı yarınlara güzel anılar bırakmaya yarayan böyle bayramlar.
Ramazanda Hristiyan, Müslüman çocuğuna şeker verince aferin deyip sevinmeyi biliyorsan. Müslümanın çocuğu da bir noel ağacında poz vermiş çok mu.
Yuppiiii benim en sevdiğim kırmızı yeşil çam kokulu günler gelmiş.
Sevin sevilin bana da hediye gönderin emi:)
Bu blog sahibi hala büyümeye inatla karşı bir çocuk:)
Öptüm-kucakladım-sardım-sarmaladım sizleri:)
Tarih84

24 Aralık 2012 Pazartesi

Özlemişim ... özlemişim ...

Bulutlarla çevrili soğuk ama misss gibi kokan havayı özlemişim:)
Kitap okuyup kahvemin dibini görmeyi özlemişim.
Banyoda uzunca kalmayı özlemişim.
Aklıma eseni pişirmeyi ve bazen de dibini tutturmayı özlemişim:)
Aklıma estiği saatte yatıp istediğim saatte kalkmayı özlemişim.
Hayallerime dalmayı özlemişim:)
Yuvamı aslında ben kendi kuytumu özlemişim. Eve döndüm ama evde olduğumu daha yeni yeni idrak ettim. Teyzeler kuzenler misafirlerle çevrili de olsa harika günler geçirsem de herkesin kendi kuytusu kendine özel ve güzel anladım. Özlemişim özlemişim bennnn :)) Özlemlerinizi gidereceğiniz bir sene olsun 2013 haydi şimdiden olumlamaya başlayalım:)
Görsel Kaynak TIKTIK
Tarih84

23 Aralık 2012 Pazar

Kahve kokusunda pazar neşesi var :)

Görsel Kaynak TIKTIK
Günaydın ... Tünaydınnnnn
İyi bir gün olsun bugün. Hafta nasıl başladı önemli değil, güzel sonlansın. Hala vakit var, ısıtıcılara koyun suyu, açın kahvenin kapağını, çekin içinize kokusunu. Sevdiklerinize güzel bir fincan kahve hazırlayın ve kokusuyla güzelliklere davet açın :)
Sevin, sevilin e mi dostlar.
İyi Pazarlar:)
Tarih84

19 Aralık 2012 Çarşamba

Dürüst - Tarafsız Yorumlarınızı Bekliyorum (Yardım)

Görsel kaynak TIKTIK
Farkındalık önemlidir. 
Bazen fark edersiniz ama neyin - nerede - nasıl bir farklılık / yanlışlık/ uyuşmazlık/ anlaşılmazlık yarattığını bilemezsiniz. 
Cümle karışık mı geldi? 
Ahh yine ben ve darma dağınık hallerim.
 Bir süredir bloğumda pek aktif değilim. Evden ve bilgisayarımdan uzaktayım. Bu durumun iyi yanı boş vakitlerimde blog okumaya ağılık verebilmek. 
Bloglara ve yazılara farklı bir gözle bakabilmek. 
Bir şeylerin farkına vardım. Ama yeterli değil. Bir blog keşfettim, fazla olmadı ama her gün girip yazıları okuyorum. Bir derya sanki, iyi hoş ama ben nedense kafa karışıklığı ile ayrılıyorum. Blog ziyaretimde aklım beynim dumur kalıyorum. Okuduklarımdan bir şeyler öğreniyor heyecanlanıyorum ama aynı zamanda kopuyorum. Şimdi ne oldu ben ne anlamalıydım nereye bağlamalıydım hayeeee diyip çıkıyorum. Aklım karışıyor.
ŞİMDİ SİZE SORUYORUM:
Bloğuma geldiğinizde yazı uzun olunca kopukluk yaşıyor musunuz? 
Sıkılıp yarıda bıraktığınız oluyor mu?
Bir konuyu aktarırken bazen başka detaylara da giriyorum, bu size keyif mi veriyor olaydan mı koparıyor?
Okuduğunuz yazıda bu kız şimdi ne dedi dediğiniz oldu mu?
Gerçekten de merak ediyorum.
Ordan burdan dalmamı engelleyemesem de yazılarıma çeki düzen vermek isterim. 
Benim yaşadığım şok durumunu sizler yaşamayın isterim.
Bahsettğim bloğu ya listemden çıkaracağım ya da kırılsa üzülse bile blog sahibesine açıkça yazacağım. O kadar harika bilgiler varken kopuşlarla harcanıyor durum.
Gerçi aklı karışan belki de tek benim. 
O sebeple ki blog ismi vermemekteyim.
Yorumlarınızı bekliyorum.
Dürüst olun canımı da yaksa yazın bilmek hakkım blog sakinlerim. Sevgiler.
Tarih84


13 Aralık 2012 Perşembe

Starbucks : Çift Kuyruklu Deniz Kızı'ndan 1 tatlı altın

Bir süredir teyzemdeydim. İki teyzem de 10 gün arayla ameliyat oldu. Yeğenler olarak teyzelerimiz her ne kadar ihtiyacımız yok dese de seferber olduk. Gelen giden arasında kendimiz için bir bardak kahve hazırlayamamanın acısını Starbucks'ta attık. Normalde çok çok tercih etmem. Lakin arada bir tatlı para, kremalı bir kahve ve o eşsiz miss gibi yoğun aromalı limonlu cheesecake yemek de ayrı keyif:)
Bir kuzenimle kahve kaçamağı diğeri ile kısa Urla- Çeşme kaçamakları ile soluklandım. Bir iki hafta daha gezici kuvvet görevindeyim. Şikayet değil ama sizlerden uzağım. Evlerde net de, bilgisayarda var ama insan kendi kuytusunda keyif alıyor. Oradayken nete girmek istemiyor canım. Keyfiniz yerindedir inşallah, sizleri özledim blog sakinlerim:)
Oğğğ peçetelerde de anlamlı bir mesaj!
 Less napkins. More plants. More PLANET.
Tarih84

5 Aralık 2012 Çarşamba

Meyhane Sisim: Adab - Rakı / Bir Kültür Mirası

Egenin Kıyısında Bir cevher, BURASI İZMİR! Sabahın ayazında demlenir çay, kırma zeytine eşilik eder gevrek. Gün oldu mu öğlen, nargileler tüter cumbalı evlerden. Kordon yolu boylanır, yükselen güneş şahlanır. Akşamı demlenirken güneş, içilir bizim buralarda kahveler. Paydos vakti gelmiş, çıkmış İzmirli meydana şimdi vaktidir batan güneşe kadeh kaldırmanın. 
Haydi Bree ANASON KOKARKEN SOFRALAR ...
Meyhane Sisim, bir tarihin izi. Önce pastane sonra eğlence şimdi de meyhane. AMA ne meyhane. Her taşı ayrı işçilik. Bir amacı var mekanın. Tarihi meyhane kültürüne, Adab - ı Rakı'ya hakkını vermek. Yeni Rakı, Meyhane Modeli Projesi'ne destek vermiş, Meyhane Sisim de Klasik Meyhane Konseptinin ilk örneği imiş. Nedir, ne değildir diye bakalım, görelim, değerlendirelim diye bizleri davet etmiş.
Giriş katının atmosferinden üst katın asaletine yolculuk. Fonda eski Türk Sanat Musikisinden seçmeler. Damardan, keyiften müzikler.
Tarihi Rakı şişeleri biz/siz meraklılar için sınırlı sayıda üretilmiş. Türk Filmi nostaljisi:)
Seyirlik, bilgilerle donatılmış bir sergi. Şişeler, içkilerin kökeni, alkol oranı ve tercihler.
Bir de bu işi bilim/tarih açıdan ele almışlar. Rakı Ansiklopedisi'ni de çıkarmışlar.
İçki grubunun diğer ürünleri. Benim tercihim Yeni Rakı, yeni seri. Anason kokusunu hissetmiyorsunuz. Hafif hafif ruha karışıyor keyfe diyecek yok. Bir kadeh bile kafi iken o gün bir hayli tükettim diyelim:)) İnce bir zevk. Bayanların eşlerine eşliğini kolaylaştırıcı ya da ben de erkekliğin şanını tadayım ama beni vurmasın diyen beyler için. Sebep çok tercih belli.
Rakı dediğin vuracak mı dediniz, alkol oranı yüksek bir tercih sizlerle. Bu yaz aile balık günlerinde çokça tüketildi. Bizimkiler sevdi ama benim için fazla ağır gelmişti.
Günün Önemi ve Tarihi Bilgiler:
Rakı, meyhane kültürü ve İzmir ana konuydu. Ürünler, şirket politikası anlatıldı. 
Aklımda kalan: Biz iyi ürünler üretiriz, reklamını da yaparız. Paramızı da kazanır, ödülümüzü de alırız. Ama biz tarihe de bakarız, aslımızı bilir, sizlere de aktarmak isteriz. Bir içki ki başlı başına kültür, her mezeye yakışan rakıya hakkını vermek isteriz. Öncesinde dönüşüm geçiren, aslına uygunlaştırılan günün koşullarına göre de şıklık katılan meyhanelerden bahsedildi. İzmir denince rakı&balık gelir akla. 
ATATÜRK bile ne demiş : '' (yıl 1923)
Sesleniyor Gazi, şefkatli...
"Vre Dimitri" diyor:
"Gel bakayım."
Çocuk "Buyur Pasam" diyor ş`lere dili dönmeyen, kırık dökük türkçesiyle. ..
"Sizin Kosti ..." diyor, işgal sırasında kasıla kasıla İzmir`e gelen Yunan Krali Konstantin`i kastederek, "geldi mi buraya?"
-Geldi Pasam
-Oturdu mu bu masaya? 
-Oturdu pasam
-Güneş batarken rakı içti mi?
-İçmedi Pasam.
-E o zaman sormadın mı be çocuk, Ne halt etmeye almış İzmir`i? ''

Etkinlik ilerliyor, meyhane mezelerini diziyor, çıtır ekmekler, kendilerine özgü dokunuşlarla çeşitlenmiş klasik mezeler. En beğendiğim meze normalde pek hoşlaşmadığım humus oldu. Tahini bol, pastırma eşliğinde sunuldu. Ciğer pek sevmem, hatta mümkünse yemem. Kağıt gibi kesilmiş, miss gibi pişmiş ( miss dedim dikkatinizi çekerim) nefis bir tat eklendi tabaklarımıza. Eklerde en beğendiklerimdi. Fiyatlar uygun, hizmet güzeldi. En beğendiğim yanı mekanın atmosferi oldu. Tavana baksam işlemeler, yaldızlar, duvara baksam eski İzmir'in panoromik görüntüleri. Fon müziği hissedilir ne kısık ne yüksek. Mekanın lavabolarındaki çini işlemelerini de bahsetmeden geçemeyeceğim. Resmen bittim:)
İzmirin göbeği, Konak / 1. Kordon şehrin kesişme noktası için böyle bir mekan soluk oldu bizlere. Açıkçası şaşırdığım nokta ise hala pek bilinmemesi, halbuki en bilindik köşede. Zamanla hak ettiği yeri alacaktır diye düşünmekteyim.
Tarihi bilgi demiştim dimi: Bizler her kadeh doldurduğumuzda tuttururuz bir şerefe, kadehler tokuşur içkiler buzlanır. İşte bilinen yanlışlara bir yenisi. 
Adab-ı Rakı: Sofra kurulur, üyeler oturur. Bardaklar rakı ile dolar soğuk su ile rengini bulur. Buz önerilmez, sulandırılacaksa soğuk su tercih edilir. En yaşlı kişi bardağını kaldırır ve şerefe der. Önce yaşı büyükler içer. Başlanan bardakla gece sonlanır. Masaya yeni katılan biri olursa servisi açıldığı rakı dolduğu an masanın en yaşlısı yeniden kaldırır kadehini ve bir kere daha söylenir o kelime(başlı başına cümle) ŞEREFE! Rakı küçük yudumlarla aheste aheste içilir. Dertlenmek için değil sohbet için ... İşte böyle devam eder tarihi bilgiler.
 Güzel bir geceydi. Bir mekanı daha yaşam rehberime eklemiş bulundum. Tavsiye listemde yerini aldı. Yeniden gitmek istediğim bir mekan. Bizi karşılayan, hoş sohbet bolca bilgiyi bıkmadan usanmadan yeri gelince tekrar tekrar aktaran herkese çok teşekkür ederim. Zarakol'dan ASLI Hanım çok zariftiniz, baş tacı ettiniz. Çok Teşekkür ederiz. Meyhane Sisim'e de bir teşekkür bizleri ağırladı, el üstünde tuttu:) cömertçe hizmetini esirgemedi. Birde arada sofralara eşlik eden bir canlı ses olsa ne de iyi olurdu. Mekanda daimi olmasa da özel günlerde bulunmalı derim.
Görsel Kaynaklar: 
http://www.karsiyakalife.com.tr/2012/11/izmirde-meyhane-kulturu-yeniden-doguyor/
https://www.facebook.com/MeyhaneSisim?fref=ts
Yazılı Kaynak: 
Atatürk anılar: http://www.frmtr.com/ataturk/3553788-atam-izmir-ve-raki.html
MEYHANE SİSİM:
Facebook: https://www.facebook.com/MeyhaneSisim?fref=ts
Twitter: https://twitter.com/MeyhaneSisim
Adres: http://meyhanesisim.com/
Yeni bir deneyimde, sizlerle sohbetleşmek üzere
 keyifli günler dilerim.
Tarih84

4 Aralık 2012 Salı

Bir Yudum AŞK / Yeni Yıla Geri Sayım

Havalar soğuyor, içimiz titriyor, özlemler artıyor.
Yetmiyor, yetemiyor hiçbir şey. 
Yeni yıl yaklaşıyor, yeni bir arınma dönemi.
2013 için listeler başlıyor. 
Yeni başlangıçlar ŞANS & AŞK dolu olsun istiyorum:)
Sizleri sevgiyle kucaklarım efendim, hoş, mutlu kalın.
Tarih84

Red Bull SoundClash Kanatlandırmaya Geliyor


2006’dan bu yana dünyanın çeşitli ülkelerinde, o ülkenin ünlü gruplarını çarpıştıran Red Bull SoundClash, Türkiye ayağını 14 Aralık 2012’de Küçükçiftlik Park’ta gerçekleştiriyor. Bir tarafta Ska’nın ustası Athena, bir tarafta Alternatif Rock müziğin devi MaNga, sizi müthiş bir müzik şölenine davet ediyor.

SoundClash’te 2 grup için 2 sahne kuruluyor, 4 raunt sürecek olan çarpışmanın sonunda sadece en iyi olan kazanıyor. İlk raunt “Cover Raundu”. Gruplar önceden birlikte karar verdikleri ünlü bir şarkıyı kendi tarzlarında yorumluyor. İkinci raunt olan “Devralma Raundu”nda bir grubun çalmaya başladığı şarkıya diğer grup devam ediyor. Üçüncü raund ise “SoundClash”. Gruplar kendi şarkılarını 3 farklı türde söyleyerek kendilerini gösteriyorlar. Her tarza hakim olmak önemli! Ve son müzikal raunt, “Joker Raundu”. Gruplar o ana kadar gizli tuttukları konuk sanatçılarını sahneye çağırarak son numaralarını yapıyorlar.

Heyecanı doruklarda yaşayacağınız soluksuz bir müzik çarpışması sizi bekliyor.

Konuşmaya dahil olmak için: #rbsoundclash’i takip edebilirsiniz.


Bir bumads advertorial içeriğidir.

2 Aralık 2012 Pazar

Özgürlüğün Elli Tonu: Serüvenin Sonu:(

Özgürlüğün Elli Tonu okudum, serüvenin son durağına geldim:( 
Üzülüyorum, meğer seriye veda etmeye hiiiç hazır değilmişim.
Kitabın son kısımları tam bir sürpriz. Christian Grey'in azından Anastasia ile ilk karşılaşması ve izlenimleri aktarıldı. Hatta ilk evlat edinildiğinde mükemmel aile içinde yaşadıklarını anlattı bizlere. Bu benim için istediğim ve görünce YAŞASINNNN işte bu diye bağırdığım bir kısımdı. Biz hep Ana cephesinden dinlemiştik. Aynanın öteki yüzünü de keşfettik.
Seri tamamlanınca akıldaki sorular da cevaplarını buldu. İlk kitabı okuyan ya da okumuş gibi yapanlara KAPAK gibi bir cevap oldu! nihahhaaaa:)) Sizi gidi ön yargıcı giller sizi :)) Sözüm erotizm ya da ağır cinsel tasvirleri fazla bulanlara değil. Zaten bu bir kitle ve yoğun kitap okuma tecrübesi işi. Yani herkes sevemez ya da hoşlanmaz. Tercihler de bunun için vardır dimi. Zevk renk meselesi. 
Görsel Kaynak google
Kitap yine çok etkileyiciydi. İtiraf etmeliyim ki kitabın ilk yarısı +30luktu. Ben bile artık yeter çıkın şu yataktan dedim:) İlk kitabı okumuş ya da okumuş gibi yapanlar için iyi bir cevap niteliği taşıyordu. Bu çocuk annesi fahişe ya da kötü muamele gördü diye bu sapkınlığa yönelmemiş anladık. İtiraf edilmeli ki dünyada insanlığın farklı zevkleri var. Hatta psikolojide bile kabul görmüş, yani cinsellikteki sınır kişilere ve tercihlere bağlı. Bu sadece iki kişinin isteği ve kabulü yargılamak ne haddimize.
Kitabın sonunda yazar ''serimiz bitti ... Şimdilik'' demiş, ben hala o kısımda takılı kaldım. Bir devam kitabı daha çıkar mı? Mia 'yı çok merak ediyorum. Açıkçası onu çok kıskandım:) Öyle bir aile, öyle bir sevgi, aitlik ve kızın yaşama sevinci harikaydı.
KARAR VERDİM: Bir sonraki elli ton yazım 3 kitabı kapsayacak. Tüm karakterleri tek tek ele alacağım.
Görsel kaynak google

Ahhh Matt Bomer, kitabı okurken aklımdaydın.
 Yaktın beniiii :)
Bir sonraki Elli Ton Yazımda görüşmek üzere, keyifli akşamlar dilerim:)
Tarih84

1 Aralık 2012 Cumartesi

Özgürlüğün Elli Tonu nihayet elime geçti / İdefix Alışverişim

Sabahtan beri kapı çalsın diye bekliyorum. 10 dk önce kitaplarım geldi. Bayram şekeri almış çocuk gibi sevindim:) Netten alışveriş yapan biri değilim. Bir iki acil durum dışında tabi. İdefix alışverişimden memnun kaldığımı da söylemeliyim.
Şimdilik tek sorun önce hangisinden başlamalı ya da hangi seriyi tamamlamalı?
3 serinin de son kitapları elimde, bir serinin de ilk kitabı. Zamanında yanlışlıkla serinin son kitabını alıp ilk kitapları aranmıştım. Tepeden Tırnağa adlı kitabı da Elli Ton severlerin yorumları sayesinde keşfettim.
Pegasus yayın evine kızgınım demiştim dimi.
Sağolsunlar kitabı önce fuarda sattılar, sonra İstanbul geneline yaydılar. Bize 28 Kasım'ı beklemek düştü. 28 Kasıma yaklaşınca 30 kasıma erteledik dediler. Ben de kitaplarımı bekledim de bekledim. İdefix dilersem kitap ertelemesi sebebiyle beklemeyebileceğimi, özgürlük kitabını ekstradan gönderebileceklerini ve ek kargo masrafı da talep etmeyeceklerini söyledi. Kibar bir yaklaşım. Ben de bu duyarlı yaklaşıma karşı bekleyeyim siz topluca gönderin dedim. veee kitaplarım elimde:)
Ahh ben biraz hasretleşeyim ve okumaya başlayayım.
Sizlere de iyi okumalar:)
Tarih84

30 Kasım 2012 Cuma

Teknosa ile Mutfak Günleri / Ender Saraç - Başak Sanaç

17 Kasım 2012 - Teknosa Mutfak Günleri etkinliği için davet edildim. Teknoloji üzerine bir etkinlik haberinden sonra Ender Saraç ismini duymak beni çok mutlu etti. Şef Başak Sanaç'ın da tarifleri ile güzel bir gün geçecek dedim. Başak hanımı öncesinde tanımıyordum. Netten hakkında edindiğim bilgi ile saygın bir isim dedim. Etkinlik öncesi, etkinlik ve sonrasında takdirimi kazandı. İçten, yapıcı işe hakim ve hamarat bir bayan. Kardeşi de o gün bizlerleydi, Başak hanıma yardımları için kardeşine de bir teşekkür bizlerden:)
ENDER SARAÇ: Tam bir orkestra şefi. Gün boyunca kendi dalı olan yaşam ve sağlıkla ilgili bilgiler vermekle kalmadı, etkinliği baştan başa kontrol etti. Teknosa'nın asıl mesajını bizlere kendisi iletti. Bunca çalışanı olan bir firmanın eksiklerini kapatmak için var gücüyle mücadele etti. Bilgisini sunup köşede de bekleyebilirdi. İşin hakkını veren, insan gibi insan. Tebrik ediyorum kendisini.
Ender Bey doğru sandığımız yanlışlıklara dikkat çekti. Sonra gün içinde gözlemlediği birkaç yanlışı dile getirdi. Fastfood kültürü ve çocuklar, yok edilen kalp damar sağlığı. Uzayan yaşamı nasıl da bir fastfood tepsisi ile kısalttığımızı ... anlattıkça dehşete düştük. Tamam iyi hoş da Ender Bey'i dinlemek vicdan azabı gibi. Anlattıkça gerildim. Eve dönünce akşamı sebze çorbası ile geçiştirip, kızartmaya uzaktan bakmakla yetindim:(
Etkinlik sırasında Teknosa bizlere birer önlük hediye etti, bir de ek tanıtım broşürü olsa fena olmazdı hani. Ahh günün amacı neydi? Teknosa bilindiği üzere teknoloji sektöründe. Peki biz ne biliyorduk? Semtlerde küçük dükkanlar, flashbellek, telefon ya da fotoğraf makineleri için güvenilir bir firma. Bu kadar mıydı? Artık değil. İşte Teknosa bünyesindeki değişimi anlatmak için bizleri misafir etti. Eve - yaşama dair teknoloji bizlere ne sundu ise artık Teknosa'da da var dedi. Demek istedi de Ender Bey olmasa gün anlam ve önem havada kalacaktı. Etkinlikle ilgili aksaklıklar oldu o kadar elemanı olan bir müessesede bu işten gerçekten de anlaşılmadığını gördüm:( Kötü bir izlenim kaldı bizler adına. Dilerse Teknosa yetkilileri iletişim kurabilir ben de tek teeeeek anlatırım. Belki de bir sonraki etkinlikleri için onlara yönlendirici bilgiler de vermiş olurum.
NOT: Fotoğraflarda da görüldüğü gibi bu kadar blogger katıldı ama çok az kişi etkinliği paylaşacağını söyledi. Buradan da bizdeki izlenim hakkında bir fikir olmuş olsun sizlere.
Ender Bey ve Başak Hanım ile geçen gün sonrası aklımda kalan bir iki şeyi paylaşayım. Keçi boynuzu tozu ve hurma şurubu. Kakao kullanılacak tariflerde yarım ölçek keçi boynuzu tozu eklersek daha sağlıklı olur ve kakao tadını korurmuş. Hurma şurubu kullanarak tariflere şeker eklemeden daha sağlıklı lezzetler çıkarabiliriz. Hurma şurubunu örneğin 1 bardak toz şeker kullanacaksanız  şeker yerine yarım bardak hurma şurubu ekleyerek aynı tada ulaşabilinir gibi.
Günün görsel kareleri sevgili blogdaşım Cafe Gusto'dan. Blog yazısını okumak için ve daha fazla kareyi görebilmek için TIKTIK
Ayrıca etkinlik süresince tarifleri de fotoğraflayan, geniş anlatımla sizlere sunan Ege'den Tarifleri de unutmamalı blog yazısı için TIKTIK
Etkinlikte tarifler üzerinde uzunca sohbet ettiğim sevgili blogdaşım Örgü Çantam'ın da blog yazısı için TIKTIK
Ihlamurcum, seni nasıl unutabilirim:) Etkinlikte özel isteklerimi kırmayıp birbirinden güzel fotoğraf karesinde bana da yer verdiğin için teşekkür ederim. Ihlamurcum'u merak mı ettiniz, gelin sizi harika bir siteye davet edeyim. Site için TIKTIK
Güzel bir günden akılda kalanlar sizlerleydi. Bir sonraki etkinlik yazısında sizlerleyim:)
Tarih84

Carte D'or / Dr. Oetker : Sütlaç Denemeleri

Resimde gördüğünüz çubuk tarçınlı tabak Carte D'or, diğer tabak Dr. Oetker sütlaç denemesidir.
Tarif denemelerine ara verdim. Havaların soğuması beni tatlı seçeneklerine yöneltti. Pek hoşlaşmadığım bir durum:( Her an kilo alma riski var, korkutucu. Sütlü tatlılar kalori masumiyeti açısından tercihim. Sabırsız, üşengeç ya da beceriksizseniz pratik seçenekler sizlerle. Eskisi gibi de değil. Piyasada ciddi rekabet var. Bu rekabet içinde birbiriden güzel ürün de bizlerle oluyor.
Sevdiğim ve güvendiğim 2 markanın ürünlerini denedim. Haydi sizlerle değerlendirelim.
Carte D'or :  Paketi açtığımdaki koku çok güzeldi. İnceleğimde pirinç tanelerinin kısa sürede pişebilmesi için kırıldığını fark ettim. Pişme işlemi bittikten sonra servis kasesine aldım. Rengi güzel, koku misss. Tadı hafif, pirinçler pişmiş. Hazır sütlaç tercih edeceklere tavsiyemdir:)
Dr. Oetker: Paketi açtım, bembeyaz miss gibi. Tarife göre pişme işlemi sonrası ayrıca 5 dakika mikserle çırpmak gerekli. İşte o 5 dakika benim için zor. Niye mi çünkü ben tembelim de ondan :)) Yok siz ben 5 dakika çırparım lafı olmaz derseniz önerimdir. Çırpma işlemi sonrası kaselere döktüğünüzde sütlaçta hava kabarcıkları oluyor, aslında bu işlem de sütlacın yoğunluğunu arttırıyor. Pirinçler bu süre zarfında pişmiş oluyor. Hazır ürünlerde bulgur ya da pirinç olunca genel tedirginlik olur. Diri mi kalacak diye. İki ürün de bu konuda başarılı. 5 dakika ek süre çırparım diyenlere tavsiyemdir efendim:))
Geleneksel Tariflerden Yanayım Diyenlere:
Annelerimizin sütlacı ayrı ben onu isterim yok mu tarif dediniz sanki? 
İşte Oktay Usta'dan bizlere sütlaç tarifi.
Tarif için TIKTIK
NOT: Bu tarifi de  3 gün önce denedim. Evde açılmış paket sütüm vardı. Fazla açık kalırsa bakteri ürer korkusu ile hemen tarifte kullandım. Oktay Usta'nın tarifinden tek farkı ben pirinç unu yerine mısır nişastası kullandım. Alın size bir deneme daha.
Dr. Oetker Mısır Nişastası Denemesi:
Mısır nişastası, pirinç unu, karbonat ve benzeri ürünler mutfakta vakit geçirenler ve anne eli değmiş kurulu sofraların evlerinde olan ürünlerdir. 
Mutfakta klasik yemekler dışında bir şeylerle uğraşan benim. Tarifte varsa aklıma gelen nişasta ve karbonat pek de bildiğim şeyler değil. Annanemin mutfağından aşina olduğum ürünler. Evin bir köşesinde küçük bir kavanozda vakti gelince kullanılanlardan. İşte o vakit geldi mi yeni evli ve yeni yeni tarif deneyen arkadaşlara sesleniyorum bu ürünler nerede diye kıvranıyoruz. 
Dr. Oetker ve Carte D'or son zamanlarda mutfağın her alanına el attı. Pratik tariflerin yanında pratik ambalajlarla da bizlerle. Kilitli torbası ile nişasta da sizinle. Al, koy bir köşeye. İlla bir tarif için o vakit gelir. Vakti zamanı gelmiş nerede ne var diye kıvrandığım anda açtım paketi. 2 kaşık kullandım. Öncesinde muhallebi yaparken kullanırdım. Kaç yıl olmuş muhallebi işleri ile uğraşmayalı. ( not: evli / çocuklu değilim ama çok çocuk baktım. Kuzenlerime çok muhallebi yaptım!) Neyse paketin üzerinde vaddettiği gibi nişasta gerçektende çok uysal çıktı. Ne topaklanma ne de dibe çökme yaşadım. Tarife eklediğimde de sıvı katılaşıp pütürleştirmedi. Gerçekten de gelişen teknoloji ile akıllı ürünlerle tarif uygulamak daha kolay. Evinizin olmazsa olmazı bir ürün sizlere tavsiyemdir.
Afiyet bal şeker tadında bir gün dilerim.
Tarih84

29 Kasım 2012 Perşembe

TAT: Köz Patlıcan Salatası / Kışlıklar Tüketilmeye Başladı :)

Evin büyükleri koca yaz boş durmaz. Patlıcanı, biberi közler. Buz dolaplarının dondurucuları istiflenir. Hatta közlenmişlikler temizlenirken evin üyeleri de iş başı yapar, söylenir. Bu kadar şeyi kim yiyecek, neden ellerim karadı offff Havalar soğur kahvaltılıklar çeşitlenir. Sofralara köz biber çıkarılıp kızarmış ekmekler şenlenir.
İşte bu hazırlıkları yapmayan ya da yapıp da erkenden tüketenler ne olacak. Bekarlar, büyük şehrin hormonlu sebzelerine talimleri? İşte bu noktada güvenilir markalar imdada yetişir. 
Geçen yıl sıkça söz ettiğim evin demirbaş markası, güvenilir lezzet TAT bizim mutfakta.
Sevgili Nefertiti arkadaşımızın annesi şuan hastanede, kritik bir süreçte. Allah'ın bizlere biçtiği ömrü yine Allah bilir. Ben umutluyum sizlerden ricam hayır duanızı esirgememeniz.
Sevgili Miss Nefertiti arkadaşımın önerisi ile aldığım sabah akşam soframızı şenlendiren Patlıcan Salatasını sizlere tavsiye ederim. Kavanozu açıp o KÖZ KOKUSUNU buram buram içimize çekmek harika bir duygu.
Geçen seneden bir nostalji, tat ürünlerim. Dukan tariflerimde sıkça kullanmıştım. Yeri gelmişken hazır kış hazırlığı dedik. Domates konservesi hazırlamamış kışın taze domates bulamıyorsanız. Soyulmuş bütün domatesi de tavsiye ederim. 2 adeti  4 kişilik bir yemek için uygundur.
Arkadaşım aklımdayken onun annesi ile kahvaltı sohbeti aklımdayken sizlere bu güzel ürünleri tavsiye etmek istedim.
Güzel, huzurlu, sağlıklı, şanslı bir gün dilerim.
Tarih84

26 Kasım 2012 Pazartesi

Cathy Lamb: Rüzgarla Gelen / Farkındalık yaratan ÖZEL bir kitap!

''Dayanıklılığa, değişime, uzlaşmaya dair bir öykü.''
Okuduğum en anlamlı kitap. Aileye, insanlığa dair bir hikaye. 
Anne ve evlatların öyküsü, yaşama dair bir GERÇEKLİK!
Okuduktan sonra asla eskisi gibi kalamayacağınız, ön yargılarınızı kırıp, empati kazandıracak bir kitap.
Etrafta görüp sıfatlar yapıştırdığımız kişilerin bugüne geliş hikayeleri.
Sosyolojik, ailevi, insana dair bir kitap.
Okuyun arkadaşlar, daha nasıl diyebilirim ki OKUYUN- OKUTUN!
Kitap bitti  ve ben derin bir pişmanlığa büründüm.
Kendi insanlığımdan düşüncelerimden utandım.
Görsel Kaynak TIKTIK
Şimdiye kadar düşündüğümü-anladığımı sandığım meleklere ne kadar da acımasızca bakmışım:( Ne kadar sığ kalmışım.
Badem gözlü bir meleğin, down sendromlu bir BİREYİN ailesini, kasabasını, insanları değiştirdiği bir öykü.
 Önce kitap için yayınevi ne demiş bakalım. 
Sonrasında bir iki kelam edelim.



Dokunaklı, komik ve Bommarito kız kardeşlerinin nefis dev top kekleri kadar karşı koyulmaz olan Rüzgârla Gelen, aile ile affetme, anneler ile kızları ve en değerli şeylere hâlâ sımsıkı tutunurken ileri bakma bilgeliğini edinme hakkında bir roman.



Bommarito kız kardeşlerin annesi River'ın açık kalp ameliyatı olması gerekmektedir. Aile pastanesini işletmeleri, erkek kardeşleri ve rahatsız olan büyükannelerine bakmaları için onlara evde ihtiyaç vardır.



Ama eve dönüş, sırları ve Bommarito'ların gömülü tutmayı tercih ettikleri acıları ?Isabelle'in kaçışı ve erkeklerle yaşadığı ilişkileri, Janie'nin obsesif kompulsif rahatsızlığı ve Cecilia'nın kendine zarar veren öfkesi? açığa çıkarmaya başlar. Henry'ye göz kulak olmak ve iş yapmayan pastanelerini kurtarmak için birlikte çalışan Isabelle ve kız kardeşleri, varlığından hiç haberdar olmadıkları sorulara yanıtlar, çocukluk yaralarını sarmak için beklenmedik yollar ve mutluluk konusunda şaşırtıcı yeni şanslar yakalama cesaretini bulmaya başlar.

Görsel ve metin kaynak TIKTIK
Görsel kaynak TIKTIK
BOMMARİTO Ailesi'nin bana öğrettikleri:
Aile bir bireyin kim, ne olacağını belirleyen en önemli yapı taşı.
Anne isen evlatla ne yaşarsan yaşa o burun düştü mü yerden alacasın! Asla ama asla evlada sırt çevirmeyeceksin. Evlat da bir birey, çileden bile çıkarsa dinleyeceksin, anlamaya çabalayacaksın. Giden geri dönmüyor.
Annane evlatla gurur kapışması yaşar evlat da kızları ile o kızlar da kendi gelecekleri ile. Bir döngü ki acılara vesile. Bir döngü ki yeniden varoluşlara vesile.
Nasıl anlatmalı ki?
Evinden çıkmaya korkan narin bir kız okuyanı altına işetecek romanlar yazıyor. Manken gibi bir hatun savaş alanlarında fotoğraf çekiyor. Neredeyse fil gibi yiyen bir kadın hayatında cadıyken, işinde minicik çocukların gözünde ilah bir öğretmen. Badem gözlü melek bir delikanlı, yaşadıklarına rağmen pozitif. Yaşam suyu mübarek. Bir anne ki çocukları ve gurur için yapamayacağı yok. Baba ayrı bir durum.
Bommarito kanı başlı başına bir çılgınlık.
Okuyun- okutun diyorum.
UTANDIM: Kendimden, düşüncelerimden.
Görsel Kaynak TIKTIK
Her zaman birilerinin iyiliğini isteriz, birileri adına karalar alır bu senin için ya da sizlerin geleceği için deriz. Nasıl büyük saçmalık.
DOWN sendromlu çocuklara karşı bir hassasiyetimiz vardır. Hayata bir sıfır yenik başladıklarını düşünürüz. Aile için zor, çocuk için zor deriz. Ama sadece der geçeriz. Asıl hayatı ve hayatın onların önündeki engelleri yaşayanlar bilir. Gerçek anlamda onların iyiliği için sadece onlar çabalar. Öcü yaklaşımından sıyrıldığında vicdan bu sefer de hastalık yaftası yapıştırırız. Bizler hayatın ve hayatın içindeki YARADILIŞLARI algılayamayan sığ yaratıklarız.
Ben ne mi düşünürdüm? Kitabı okumadan önce sadece üzülürdüm. Ailelerine Allah'tan sabır dilerdim. Vakıflara inşallah daha fazla yardım yapılır diye dua ederdim. Elimden geldiğince yardım kampanyalı ürünler almaya çabalardım. Evet hepsi bu, otizmler bir parça daha ilerledim. Vakıf çalışmalarına öğretmen olduğum için dahil oldum. Üniversite döneminde yaz çalışmalarına katıldım. Bu kadar şey yaptım ama bana zerre kadar bir ilerleme katmamış ona yanarım.
Kitabı okumadan önce derdim ki Allah bu çocuklara güzel ömür versin, kötü insanlarla karşılaştırmasın, şiddete uğramasın ve ailelerinden önce hayatı sonlandırsın. Arkada tek çaresiz kalmasın. Ne kadar acımasızca ben kimin ne haddime de Allah'ın biçtiği ömre yorum yapıyorum. Belki sizlerin de aklından geçti ama ben dillendiriyorum. Çünkü kendimden utandım.
Kitabı okuduktan sonra onların gerçekten de bir BİREY olduğunu algıuladım. Onlara minik melekler diyor, çocuk gibiler hatta büyümeyen çocuklar diyoruz. AMA ahhhh koca bir AMA! Onların da her şeyi duyduğunu, gördüğünü, algıladığını unutuyoruz. Sadece bizim kurduğumuz cümleler gibi ifade etmiyor ya da bizim gösterdiğimiz şekilde tepki vermiyorlar. Ama onlar da anlıyor üzülüyor düşünüyorlar. Bizim es geçtiklerimizin iyilikleri ile bizlere tokat gibi çarpıyorlar.
Arkadaşlar okuyun bu kitabı, insan olduğumuz için NORMAL HAYATLARIMIZIN İNSANLIĞA VEFA BORCU İÇİN OKUYUN!Cümle kuramayacak kadar bu konuda düğümlendim:(
Tarih84

25 Kasım 2012 Pazar

Dağınık sevdik CANGA yedik şimdi toparlanma vakti

Görüldüğü gibi bu evde CANGA yemek için çokça neden var. Test çözmek, kitap okumak, sadece keyiflenmek için bile yeniyor. Bir bardak çay ya da kahve yeterli. Canga dolaptan çıkmış biraz beklemişken yenilmesi tavsiye. Karameli kendini hissettirirken.
AMA koca bir AMA bu eve bir süre Canga girmesi yasak. Hava soğuduğundan beridir evde tatlı krizi mevcut. Benim sinir-stresim derken tiroidimin eziyeti çikolataya sardım. Hoş normalde şerbetli tatlı bile yesem uykum gelirdi. Şimdi işlemiyor bünyeye. Bir parça çikolata ile transa, uykuya  geçen beni kesmiyor.
Ahhh en acı itiraf kısmına gelelim: 2,5 kilo aldım:( Protein günlerimi atladım ve bolca abur cubur yedim. Çikolatadan bahsettim dimi. 5 haftada bu haldeyim hafta başına 500gr dehşettttt :(((
Buraya yazıyorum ki kaçışım kalmasın, asla eskisi gibi psikolojiye yenik düşüp vücudumdan çıkarmayacağım.
Yarın eski düzene geri dönüş. 2,5 kilo gidecek! O kadar. Dedim mi yaparım:)
Sizlere harika bir hafta dilerim.
Şimdilik bende durum bu.
Tarih84